"Sanal Kişilik" Olmak
Nereden çıktığını sormayın, aslında çok uzun zamandır aklımın bir köşesinde yer eder durur bu tanımlama... Geçenlerde de "sanal kişilik" olmakla itham edildiğim için, üzerinde yeniden kafa patlamanın uygun olduğunu düşündüm, e tabii ki en uygun mekân da sabuklamanın doruk yaptığı bu blog olurdu herhalde...
O halde ortam uygunken, birkaç satır çiziktirelim, hazır uykusuz gecelerin birindeyken, kafayı dağıtmak için iyi bir yol olur... Biraz da kendimizi kendimize anlatmış oluruz, değil mi?
Şöyle başlayalım: "Sanal Kişilik" ne demektir? Efendim, şimdi bu sıfat tamlaması, genelde karşıdaki kişiyi aşağılamak adına kullanılır... "Sen ne bilirsin ki, altı üstü 'sanal bir kişilik'sin!" denilerek küçümseme yapıldığı hissettirilmeye çalışılır... "Her kim isen, ortaya canlı kanlı çık da boyunu posunu görelim." demeye gelir çoğu zaman. "Oturduğun yerden laf söylemek kolay, karşımıza çık da öyle konuş." anlamına da gelebilir... Ama ne demek olursa olsun, amaç, karşıdaki kişiye dedikleri, yaptıkları, görüşleri, vb. çoğaltılabilecek eylem ve düşüncelerinin önemsenmeye bile değmeyecek değersizlikte olduğunu belletmektir.
Peki "sanal kişilik" başka ne anlamlara gelebilir? Üzerinde düşünürsek, eminim, yukarıdakinden farklı anlamlara çekilebilecek şeyler de bulabiliriz... Mesela, hemen şu anda aklıma gelenlerden biri, kişinin gerçek kimliğinin bilinmesini istemediği için ortaya çıkardığı "nick"lerden biri olması... Çok basit bir açıklama olduğu için, burun kıvırıp kabul etmeyecek değiliz. Değil mi?
Internet icat oldu olalı, en popüler kullanım alanlarından biri "chat" yapmak olmadı mı? İnsanlar sahte isimlerle, "nick"lerle birbirleriyle uzun uzun sohbet etmedi mi? O sırada, kimse kimseyi karşısında etten kemikten görmediği için eleştirme ihtiyacı duymazdı, küçümsemeyi aklına bile getirmezdi. Yozlaşan her şey gibi, zamanla, kendilerini "elit" ilan etmekte zarar görmeyen bir kısım internet kullanıcısı, gerçek hayatta görmediği, oturup iki çift laf etmediği kişileri "sanal kişilik" diyerek aşağılamaya ihtiyaç duydu. Bunu da en çok, karşısındaki kişi kendisinin haksız olduğunu, bir hata yaptığını yüzüne vurduğunda yaptı. Böylece karşısındaki kişinin dedikleri, görüşleri bir anda değersizleşiveriyor, önemsenmeyecek boyuta inebiliyordu. Vicdanlar bu şekilde rahatlayabiliyor, suçluluk duygusundan uzak kalınabiliyordu.
Bu açıdan bakıldığında, "sanal kişilik" olduğunu söyleyenler, son derece insani bir kendini korumaya alma davranışı sergiliyorlar. Onlara hak veriyorum yani, ama bu "sanal kişilik" olduğum için beni rahatlatmıyor. O yüzden açıklama yapmak zorunda hissediyorum kendimi...
Detaylara girecek değilim. Sadece özetleme yapacağım. Şimdi - ismi lazım değil -, bir forumda, daha önce söyledikleriyle takdirimi toplamış bir forum üyesi, sonrasında dediklerinin tam tersini yapıyor, yani çark ediyor, üzerine de özür diliyor. Bunun üzerine, ben de - ne akla hizmetse artık -, çıkıp bu tavrı ayıplıyorum. Sonrasında üzerine hiç vazife olmayan bir başkası gelip bana cevap yetiştirme gafletinde bulunuyor. Daha doğrusu, cevap yetiştirebileceğini düşünüyor. E haliyle, sorun büyüyor. Devreye daha önce dedikleriyle beni dumura uğratmış forum yöneticilerinden biri giriyor ve kendi açısından haklı olduğu yorumlarında bulunuyor ve başlığı kilitleyiveriyor. Ne güzel bir çözüm! Cevap veremiyorsan, sustur. Sonra özel mesajlaşma yoluyla durum protesto ediliyor tarafımdan ve aldığım cevap akıllara seza "sanal kişilik" olduğum vurgusuyla sona eriyor. Denilecek şey o kadar çok ki aslında, ama bu yanıtın ardından, konuyu bu zihniyetteki biriyle sürdürmenin anlamsız olduğuna hükmederek sessizliği tercih ediyorum. "Maydanoz" ve "yalaka" konumundaki "avukat" arkadaş ise, forum yöneticisini o kişinin kendisinden daha fazla savunarak tipik bir "kraldan çok kralcı" tutumu sergiliyor. Ona da gerekli cevaplar, anlayabilme kapasitesi belli bir yaş grubunun seviyesine çekilerek anlatılmaya çabalanıyor tarafımdan. Ne kadar anladığını Tanrı bilir... Ya da anlayıp anlamadığını...
Böylece "sanal kişilik" olduğum tescillenmiş oldu. Şimdi oturup bunun için üzülsem mi, yoksa durumun komedi boyutunu göz önünde bulundurup gülüp geçsem mi? Ben kararımı çoktan vermiş haldeyim aslına bakılacak olursa. Yine de üzerinde düşünmeden olmuyor işte...
Bir kişinin gerçekte kim olduğunu onu görmeden, ona dokunmadan, onunla yüz yüze konuşmadan bilemez miyiz? Şart mıdır bire bir fiziksel temas, bir kişinin anlaşılabilmesi için? Daha da önemlisi, daha önce hiç görmediğiniz, hiç konuşmadığınız birinin görüşleri, savunduğu fikirler, arkasında durmaktan çekinmediği idealler gerçekten de değersiz, kaale alınmayacak, önemsenmeyecek seviyesizlikte midir? Yani, eğer biriyle daha önce karşılaşmadıysanız, onun söyledikleri bir anda değersizleşir mi? Tanımadığınız birinin sizi eleştiriyor olması ego'nuzu mu zedeler? "Bilinmeyen"den bu denli korkmanın altında yatan içsel çatışmanın kökeni ne olabilir?
Sorulacak soruların ardı arkası kesilecek gibi değil... Asıl merak ettiğim, "sanal kişilik" damgası vurmaktan çekinmeyen kişilerin kendilerinin de birer "sanal kişilik" olup olmadıklarının farkındalık dereceleri... Beni tanımayan bir kişiyi, herhalde benim tanımam söz konusu olamaz. O halde, "sanal kişilik" olarak nitelerken beni birileri, aslında kendilerini de aynı şekilde nitelemiş olmuyorlar mı? İronik!
Son olarak şunu söylemek isterim: Bazen söylediklerimizin karşımızdakini kırabileceğini düşünmüyoruz galiba... O yüzden, kendimizi temize çıkarmak, suçluluk duygumuzu azaltmak, üstünlük hissetmek, vd. benzeri gerekçemiz ya da motivasyonumuz ne olursa olsun, "iki kere düşünüp, bir kere söylemek" düsturundan vazgeçmemeliyiz.
Bir de, ders verir gibi şeyler yazmaktan nefret ediyor olsam da, bunu yazmazsam içimde kalır: Kiminle dans ettiğinizi sanıyorsunuz? LOL!
"Sanal kişilik" gibi bir tanımlamayı seve seve kabul edebilirim, "kişiliksiz" olmaktan yeğdir zira... Ayrıca bu nasıl bir narsisizmdir ki, kendisini tanıma isteği duymayan "diğerleri"ni "sanal" olarak küçümsemekten geri kalmıyor?
Allah, cümlemizi ıslah etsin...



