Yol verin, ben geliyorum...
Hmmm...
Uzun zaman olmuş buraya birkaç satır çiziktirmeyeli... Yazalım o zaman...
Neler oldu bu arada? Düşünmek lazım... Hmmm... Önem sırasına koymaya gerek yok, dahası neyin kime göre önemli olduğu da nasılsa değişir... O halde akla ilk geldiği haliyle başlayalım yazmaya...
Öncelikle şu TUS artık mazi meselesi... Nihayet! İnsanın başında devamlı bir "Demokles'in Kılıcı" hissetmesi, ne de olsa, takdir edileceği üzere, hoş bir duygulanıma yol açmıyor... Stres, stres ve stres... Ama nihayetinde geçti bu baş belası durum da... İstediğim bir yerde, istediğim bir uzmanlık eğitimi alacağım... Şükür ki uzun süre yeniden bu TUS benzeri sınavlarla uğraşma derdim kalmamış bulunuyor... Artık gerçek işimi yapacağım için de hem seviniyorum, hem de garip bir heyecan sarıyor bedenimi... Ne de olsa şimdiye kadar her şey, öğrenci birinin gözüyle değerlendirilmişti, bu andan sonra öğrenci olmak fiilen sona erip de öğrendiğim şeyleri uyguluyor olacağımı düşünmek biraz da korkutucu aslında... Karmaşık duygular işte... Alışacağız herhalde, tabii biraz vakit gerekiyor her şey için... Bunu geçelim şimdilik, gecenin bu saatinde böyle can sıkıcı detaylarla uğraşmak niyetinde değilim...
Bu arada ESC de artık mazi olmuş durumda... Nedense beklediğim kadar heyecanlanmadığım bir Final gecesi izlemiş olmanın verdiği hayal kırıklığına alınan sonucun da çok iç açıcı olmaması eklenince unutmak isteyeceğim anıların arsına özenle paketleyip kaldıracağım 50. senesini organizasyonun... "Komşu" Yunanistan'ı tebrik etmeden geçmek olmaz tabii... Her ne kadar favorim değildiyse bile Helena Paparizou, Final gecesi oy bile gönderdim kendisine. Çok güzel bir sahne şovu vardı, belki paketleyip kaldırmadan organizasyonu, Yunan şovunu aradan çıkarıp, tekrar izlemek adına, bir köşeye ayırmak lazım... Aslında Gülseren'in şovunu da çıkarmak lazım o paketten galiba... Düşündüm de paketlemeyi filan unutmak en iyisi galiba, ne kadar "Yeterince heyecan verici değildi." desem de, ESC işte! Her şeyiyle bir bütün! Bir parçasını ayırmak mümkün olmuyor benim için, öylesine tutkunu olmuşum bunun...
Atina'da olmayı çok istiyorum, geçenlerde bir forumdaki "Ne yapmazsanız gözünüz açık gider?" türündeki bir soruya "ESC'yi canlı canlı salonda izleyemezsem." diye yazdım... Ne komik, üstünden günler geçmeden Atina gibi burnumuzun dibi sayılabilecek bir şehirde bir ESC organizasyonu düzenleneceğini öğreniyorum... Tanrı, gözümün açık gitmemesi için beni kolluyor olmalı... Gerçi, burnumun dibi Atina'ya gitme planlarım, İstanbul'daki orgnizasyona bile gidememiş olmanın sert gerçekliği karşısında mutlaka sükût-u hayale uğrayacak... Talihsiz olmak kaderimde var ne de olsa, çoğu zaman belaları üzerime çekmek için özel bir mıknatısla kaplı olduğumu filan düşürdürten bu talihsizlik hadisesi, eminim "Komşu" ziyaretini de sekteye uğratacaktır... O yüzden beklentileri şimdiden, henüz bir yıl varken bile yeni ESC'ye, düşük tutmakta fayda var...
Aklıma yazacak bir şeyler gelmiyor nedense, sayfaya gelmeye gelmeye yazma isteğim de körelmiş sanki...
Aslında şu başlığı da değiştirmenin vakti geldi, ne de olsa TUS'iyer olduğum günler - şükür - geride kaldı... "Acemi Bir Asistanın Güncesi" nasıl bir isim?
Ama önce temmuzu beklemek lazım...
Açılın, ben geliyorum!
Uzun zaman olmuş buraya birkaç satır çiziktirmeyeli... Yazalım o zaman...
Neler oldu bu arada? Düşünmek lazım... Hmmm... Önem sırasına koymaya gerek yok, dahası neyin kime göre önemli olduğu da nasılsa değişir... O halde akla ilk geldiği haliyle başlayalım yazmaya...
Öncelikle şu TUS artık mazi meselesi... Nihayet! İnsanın başında devamlı bir "Demokles'in Kılıcı" hissetmesi, ne de olsa, takdir edileceği üzere, hoş bir duygulanıma yol açmıyor... Stres, stres ve stres... Ama nihayetinde geçti bu baş belası durum da... İstediğim bir yerde, istediğim bir uzmanlık eğitimi alacağım... Şükür ki uzun süre yeniden bu TUS benzeri sınavlarla uğraşma derdim kalmamış bulunuyor... Artık gerçek işimi yapacağım için de hem seviniyorum, hem de garip bir heyecan sarıyor bedenimi... Ne de olsa şimdiye kadar her şey, öğrenci birinin gözüyle değerlendirilmişti, bu andan sonra öğrenci olmak fiilen sona erip de öğrendiğim şeyleri uyguluyor olacağımı düşünmek biraz da korkutucu aslında... Karmaşık duygular işte... Alışacağız herhalde, tabii biraz vakit gerekiyor her şey için... Bunu geçelim şimdilik, gecenin bu saatinde böyle can sıkıcı detaylarla uğraşmak niyetinde değilim...
Bu arada ESC de artık mazi olmuş durumda... Nedense beklediğim kadar heyecanlanmadığım bir Final gecesi izlemiş olmanın verdiği hayal kırıklığına alınan sonucun da çok iç açıcı olmaması eklenince unutmak isteyeceğim anıların arsına özenle paketleyip kaldıracağım 50. senesini organizasyonun... "Komşu" Yunanistan'ı tebrik etmeden geçmek olmaz tabii... Her ne kadar favorim değildiyse bile Helena Paparizou, Final gecesi oy bile gönderdim kendisine. Çok güzel bir sahne şovu vardı, belki paketleyip kaldırmadan organizasyonu, Yunan şovunu aradan çıkarıp, tekrar izlemek adına, bir köşeye ayırmak lazım... Aslında Gülseren'in şovunu da çıkarmak lazım o paketten galiba... Düşündüm de paketlemeyi filan unutmak en iyisi galiba, ne kadar "Yeterince heyecan verici değildi." desem de, ESC işte! Her şeyiyle bir bütün! Bir parçasını ayırmak mümkün olmuyor benim için, öylesine tutkunu olmuşum bunun...
Atina'da olmayı çok istiyorum, geçenlerde bir forumdaki "Ne yapmazsanız gözünüz açık gider?" türündeki bir soruya "ESC'yi canlı canlı salonda izleyemezsem." diye yazdım... Ne komik, üstünden günler geçmeden Atina gibi burnumuzun dibi sayılabilecek bir şehirde bir ESC organizasyonu düzenleneceğini öğreniyorum... Tanrı, gözümün açık gitmemesi için beni kolluyor olmalı... Gerçi, burnumun dibi Atina'ya gitme planlarım, İstanbul'daki orgnizasyona bile gidememiş olmanın sert gerçekliği karşısında mutlaka sükût-u hayale uğrayacak... Talihsiz olmak kaderimde var ne de olsa, çoğu zaman belaları üzerime çekmek için özel bir mıknatısla kaplı olduğumu filan düşürdürten bu talihsizlik hadisesi, eminim "Komşu" ziyaretini de sekteye uğratacaktır... O yüzden beklentileri şimdiden, henüz bir yıl varken bile yeni ESC'ye, düşük tutmakta fayda var...
Aklıma yazacak bir şeyler gelmiyor nedense, sayfaya gelmeye gelmeye yazma isteğim de körelmiş sanki...
Aslında şu başlığı da değiştirmenin vakti geldi, ne de olsa TUS'iyer olduğum günler - şükür - geride kaldı... "Acemi Bir Asistanın Güncesi" nasıl bir isim?
Ama önce temmuzu beklemek lazım...
Açılın, ben geliyorum!



