ESC Sonrası Birkaç Düşünce
Aklıma takılan birkaç şeyi de ben yazayım...
1. Finlandiya'nın kazanmasına neden kızılıyor ki? Şarkıyı beğenmemiş olabilirsiniz, rock sizin tarzınız olmayabilir, Lordi ESC ile dalga geçenlerden oy almış olabilir, puanlar şarkıdan ziyade maskelere ve sahnedeki ateşli gösteriye gitmiş olabilir... Bunların hepsi doğru, hiçbirini yadsımak haddimize değil. Ama bir de şu nokta var: Tele-voting döneminde oylama sırasında her ne kadar konu komşu oylaması mide bulandırıcı bir hal aldıysa da, hiçbir zaman birinci ülkenin hangisi olacağını değiştirecek boyuta gelmedi... O yüzden burada sayılan tüm karşı çıkma noktaları bir yana, Lordi'nin galibiyetindeki haklılık payı bir yana... Oylama sonucunda en çok beğenilen şarkı Finlandiya'dan geldi, kimsenin bu birinciliği karalamaya hakkı olmadığını düşünüyorum.
2. Tele-voting dönemi bitmiştir. Kimsenin şarkıyı dinleyip oyladığı filan yok, herkes politik olduklarından yakındığımız jürilerden bile daha politize halde oy gönderiyor. Almanya, Hollanda, Belçika, vs.de yaşayan Türkler şarkımıza oy yağdırırken vicdanımız yara almıyor da, Bosna-Hersek Sırbistan-Karadağ paslaştığında niye burun kıvırıyoruz ki? Buna hakkımız var mı? Hiç sanmıyorum. Tele-voting ile oylama yapılmadığını düşündüğüm yerlerden biri Monako. Monako'nun oy dağılımına bir bakalım... Genel oy dağılımından nasıl da farklı olduğunu görürüz herhalde. (Bu arada, bilmiyorum, Monako jüri ile mi oy verdi?) Bence jüriler kadar halkın oylama sistemi de şaibeli. Burada ara çözümlere ihtiyaç var: Tele-voting + jüri sistemine geçilsin... İlla eşitlik oluyorsa puanlamada, tele-voting'in üstünlüğü olsun.
3. Türkiye'den Ermenistan'a 10 puan gittiğine niye üzülüyoruz, şaşırıyoruz, oy verenlerin vatanseverliğinden şüphe eder hale geliyoruz ki? Almanya'daki Türkler nasıl bize oy gönderiyorsa, bizdeki Ermeni kökenli vatandaşlar da Ermenistan'a oy göndermiştir. Bunda gocunacak taraf nedir, akıl sır erdiremiyorum. Geçen sene nasıl Helena Paparizou'nun kemençe namelerine oy yağdırdıysak, bu sene de Andre'nin şarkısındaki "hudey hudey"lere oy verdik... Anadolu ezgileri halktan oy almayacak da, kimden alacak, sormak lazım.
4. İnsanların oy verirken dikkat ettiği şey şarkı filan değil, şarkının dili hiç değil. İnsanlar kendilerini eğlendirene oy veriyor. LT United oy aldığında sadece ESC'nin bittiğini kanıtlamak isteyen ve burada "anti-ESC" diye tanımlanan izleyicilerden oy almadı, göbeğini kaşıya kaşıya patates cipsi yiyen ve bira içen orta gelirli Avrupalı'dan da oy aldı. Çünkü LT United'daki adamlar bunları eğlendirdi, yüzlerinde bir gülümse yarattı. Hoşlarına gitti, grande toilette giyinmiş, para babası izlenimi veren, gözlüklü, göbekli, keltoş bir adamın öne fırlayıp deliler gibi kendinden geçmesine güldüler. Kim bilir, belki işyerlerindeki patronları geldi akıllarına, "O da böyle şeyler yapıyor mudur işten çıktıktan sonra?", diye düşündüler belki... İnsanlar gördüklerinden etkilenirler, onları etkileyen de her zaman jartiyerli kızlar olmaz, kimi zaman yerinde tepinen bir adam daha fazla etkileyicidir. Etkileyen kişi de mükâfatını oylar ile alır, durum Litvanya adına bu denli basittir bence. Hak etmişler midir, orası ayrı konu...
5. Sanatçı görevlendirme sisteminden kesinlikle vazgeçilmemeli. Ulusal Final günlerini hiç özlemiyorum, görevlendirme ile çok daha profesyonel işlerin ortaya konduğunu gördük, zaten biliyorduk da bunu. Ve lütfen Türkçe konusundaki ısrardan vazgeçilsin artık... İnsanlar zaten şarkının diline önem vermiyor diye, anlaşılmaktan uzak sözleri kulaklarına dayamanın hiçbir mantıklı açıklaması olamaz.
Şimdilik bu kadar, aklıma gelenleri sonra yine eklerim...
1. Finlandiya'nın kazanmasına neden kızılıyor ki? Şarkıyı beğenmemiş olabilirsiniz, rock sizin tarzınız olmayabilir, Lordi ESC ile dalga geçenlerden oy almış olabilir, puanlar şarkıdan ziyade maskelere ve sahnedeki ateşli gösteriye gitmiş olabilir... Bunların hepsi doğru, hiçbirini yadsımak haddimize değil. Ama bir de şu nokta var: Tele-voting döneminde oylama sırasında her ne kadar konu komşu oylaması mide bulandırıcı bir hal aldıysa da, hiçbir zaman birinci ülkenin hangisi olacağını değiştirecek boyuta gelmedi... O yüzden burada sayılan tüm karşı çıkma noktaları bir yana, Lordi'nin galibiyetindeki haklılık payı bir yana... Oylama sonucunda en çok beğenilen şarkı Finlandiya'dan geldi, kimsenin bu birinciliği karalamaya hakkı olmadığını düşünüyorum.
2. Tele-voting dönemi bitmiştir. Kimsenin şarkıyı dinleyip oyladığı filan yok, herkes politik olduklarından yakındığımız jürilerden bile daha politize halde oy gönderiyor. Almanya, Hollanda, Belçika, vs.de yaşayan Türkler şarkımıza oy yağdırırken vicdanımız yara almıyor da, Bosna-Hersek Sırbistan-Karadağ paslaştığında niye burun kıvırıyoruz ki? Buna hakkımız var mı? Hiç sanmıyorum. Tele-voting ile oylama yapılmadığını düşündüğüm yerlerden biri Monako. Monako'nun oy dağılımına bir bakalım... Genel oy dağılımından nasıl da farklı olduğunu görürüz herhalde. (Bu arada, bilmiyorum, Monako jüri ile mi oy verdi?) Bence jüriler kadar halkın oylama sistemi de şaibeli. Burada ara çözümlere ihtiyaç var: Tele-voting + jüri sistemine geçilsin... İlla eşitlik oluyorsa puanlamada, tele-voting'in üstünlüğü olsun.
3. Türkiye'den Ermenistan'a 10 puan gittiğine niye üzülüyoruz, şaşırıyoruz, oy verenlerin vatanseverliğinden şüphe eder hale geliyoruz ki? Almanya'daki Türkler nasıl bize oy gönderiyorsa, bizdeki Ermeni kökenli vatandaşlar da Ermenistan'a oy göndermiştir. Bunda gocunacak taraf nedir, akıl sır erdiremiyorum. Geçen sene nasıl Helena Paparizou'nun kemençe namelerine oy yağdırdıysak, bu sene de Andre'nin şarkısındaki "hudey hudey"lere oy verdik... Anadolu ezgileri halktan oy almayacak da, kimden alacak, sormak lazım.
4. İnsanların oy verirken dikkat ettiği şey şarkı filan değil, şarkının dili hiç değil. İnsanlar kendilerini eğlendirene oy veriyor. LT United oy aldığında sadece ESC'nin bittiğini kanıtlamak isteyen ve burada "anti-ESC" diye tanımlanan izleyicilerden oy almadı, göbeğini kaşıya kaşıya patates cipsi yiyen ve bira içen orta gelirli Avrupalı'dan da oy aldı. Çünkü LT United'daki adamlar bunları eğlendirdi, yüzlerinde bir gülümse yarattı. Hoşlarına gitti, grande toilette giyinmiş, para babası izlenimi veren, gözlüklü, göbekli, keltoş bir adamın öne fırlayıp deliler gibi kendinden geçmesine güldüler. Kim bilir, belki işyerlerindeki patronları geldi akıllarına, "O da böyle şeyler yapıyor mudur işten çıktıktan sonra?", diye düşündüler belki... İnsanlar gördüklerinden etkilenirler, onları etkileyen de her zaman jartiyerli kızlar olmaz, kimi zaman yerinde tepinen bir adam daha fazla etkileyicidir. Etkileyen kişi de mükâfatını oylar ile alır, durum Litvanya adına bu denli basittir bence. Hak etmişler midir, orası ayrı konu...
5. Sanatçı görevlendirme sisteminden kesinlikle vazgeçilmemeli. Ulusal Final günlerini hiç özlemiyorum, görevlendirme ile çok daha profesyonel işlerin ortaya konduğunu gördük, zaten biliyorduk da bunu. Ve lütfen Türkçe konusundaki ısrardan vazgeçilsin artık... İnsanlar zaten şarkının diline önem vermiyor diye, anlaşılmaktan uzak sözleri kulaklarına dayamanın hiçbir mantıklı açıklaması olamaz.
Şimdilik bu kadar, aklıma gelenleri sonra yine eklerim...




0 İlave sabuklama:
Yorum Gönder
<< Asıl sabuklama sayfası