<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343</id><updated>2011-05-24T14:59:16.318+03:00</updated><title type='text'>Absürdistan ya da Bir TUS'iyerin Anatomisi</title><subtitle type='html'>Düşüncelerin serbest akışı, abuklama sabuklama, adına artık ne deniyorsa, ondan işte ya da kısaca saçmalama ötesinde bir fikriyat neşriyatı...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>54</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-114878057231995406</id><published>2006-05-28T03:48:00.000+03:00</published><updated>2006-05-28T04:42:52.336+03:00</updated><title type='text'>"Sanal Kişilik" Olmak</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;İlginçtir, internet moda oldu olalı, yeni yeni sözcükler, söz grupları, vs. de kelime hazinemize eklenir oldu... Saymaya kalksak, yüzlercesini buluruz herhalde... Ama ben bu gece, bir tanesine takmış haldeyim: "Sanal Kişilik"!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nereden çıktığını sormayın, aslında çok uzun zamandır aklımın bir köşesinde yer eder durur bu tanımlama... Geçenlerde de "sanal kişilik" olmakla itham edildiğim için, üzerinde yeniden kafa patlamanın uygun olduğunu düşündüm, e tabii ki en uygun mekân da sabuklamanın doruk yaptığı bu blog olurdu herhalde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde ortam uygunken, birkaç satır çiziktirelim, hazır uykusuz gecelerin birindeyken, kafayı dağıtmak için iyi bir yol olur... Biraz da kendimizi kendimize anlatmış oluruz, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle başlayalım: "Sanal Kişilik" ne demektir? Efendim, şimdi bu sıfat tamlaması, genelde karşıdaki kişiyi aşağılamak adına kullanılır... "Sen ne bilirsin ki, altı üstü 'sanal bir kişilik'sin!" denilerek küçümseme yapıldığı hissettirilmeye çalışılır... "Her kim isen, ortaya canlı kanlı çık da boyunu posunu görelim." demeye gelir çoğu zaman. "Oturduğun yerden laf söylemek kolay, karşımıza çık da öyle konuş." anlamına da gelebilir... Ama ne demek olursa olsun, amaç, karşıdaki kişiye dedikleri, yaptıkları, görüşleri, vb. çoğaltılabilecek eylem ve düşüncelerinin önemsenmeye bile değmeyecek değersizlikte olduğunu belletmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki "sanal kişilik" başka ne anlamlara gelebilir? Üzerinde düşünürsek, eminim, yukarıdakinden farklı anlamlara çekilebilecek şeyler de bulabiliriz... Mesela, hemen şu anda aklıma gelenlerden biri, kişinin gerçek kimliğinin bilinmesini istemediği için ortaya çıkardığı "nick"lerden biri olması... Çok basit bir açıklama olduğu için, burun kıvırıp kabul etmeyecek değiliz. Değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Internet icat oldu olalı, en popüler kullanım alanlarından biri "chat" yapmak olmadı mı? İnsanlar sahte isimlerle, "nick"lerle birbirleriyle uzun uzun sohbet etmedi mi? O sırada, kimse kimseyi karşısında etten kemikten görmediği için eleştirme ihtiyacı duymazdı, küçümsemeyi aklına bile getirmezdi. Yozlaşan her şey gibi, zamanla, kendilerini "elit" ilan etmekte zarar görmeyen bir kısım internet kullanıcısı, gerçek hayatta görmediği, oturup iki çift laf etmediği kişileri "sanal kişilik" diyerek aşağılamaya ihtiyaç duydu. Bunu da en çok, karşısındaki kişi kendisinin haksız olduğunu, bir hata yaptığını yüzüne vurduğunda yaptı. Böylece karşısındaki kişinin dedikleri, görüşleri bir anda değersizleşiveriyor, önemsenmeyecek boyuta inebiliyordu. Vicdanlar bu şekilde rahatlayabiliyor, suçluluk duygusundan uzak kalınabiliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu açıdan bakıldığında, "sanal kişilik" olduğunu söyleyenler, son derece insani bir kendini korumaya alma davranışı sergiliyorlar. Onlara hak veriyorum yani, ama bu "sanal kişilik" olduğum için beni rahatlatmıyor. O yüzden açıklama yapmak zorunda hissediyorum kendimi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Detaylara girecek değilim. Sadece özetleme yapacağım. Şimdi - ismi lazım değil -, bir forumda, daha önce söyledikleriyle takdirimi toplamış bir forum üyesi, sonrasında dediklerinin tam tersini yapıyor, yani çark ediyor, üzerine de özür diliyor. Bunun üzerine, ben de - ne akla hizmetse artık -, çıkıp bu tavrı ayıplıyorum. Sonrasında üzerine hiç vazife olmayan bir başkası gelip bana cevap yetiştirme gafletinde bulunuyor. Daha doğrusu, cevap yetiştirebileceğini düşünüyor. E haliyle, sorun büyüyor. Devreye daha önce dedikleriyle beni dumura uğratmış forum yöneticilerinden biri giriyor ve kendi açısından haklı olduğu yorumlarında bulunuyor ve başlığı kilitleyiveriyor. Ne güzel bir çözüm! Cevap veremiyorsan, sustur. Sonra özel mesajlaşma yoluyla durum protesto ediliyor tarafımdan ve aldığım cevap akıllara seza "sanal kişilik" olduğum vurgusuyla sona eriyor. Denilecek şey o kadar çok ki aslında, ama bu yanıtın ardından, konuyu bu zihniyetteki biriyle sürdürmenin anlamsız olduğuna hükmederek sessizliği tercih ediyorum. "Maydanoz" ve "yalaka" konumundaki "avukat" arkadaş ise, forum yöneticisini o kişinin kendisinden daha fazla savunarak tipik bir "kraldan çok kralcı" tutumu sergiliyor. Ona da gerekli cevaplar, anlayabilme kapasitesi belli bir yaş grubunun seviyesine çekilerek anlatılmaya çabalanıyor tarafımdan. Ne kadar anladığını Tanrı bilir... Ya da anlayıp anlamadığını...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece "sanal kişilik" olduğum tescillenmiş oldu. Şimdi oturup bunun için üzülsem mi, yoksa durumun komedi boyutunu göz önünde bulundurup gülüp geçsem mi? Ben kararımı çoktan vermiş haldeyim aslına bakılacak olursa. Yine de üzerinde düşünmeden olmuyor işte...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kişinin gerçekte kim olduğunu onu görmeden, ona dokunmadan, onunla yüz yüze konuşmadan bilemez miyiz? Şart mıdır bire bir fiziksel temas, bir kişinin anlaşılabilmesi için? Daha da önemlisi, daha önce hiç görmediğiniz, hiç konuşmadığınız birinin görüşleri, savunduğu fikirler, arkasında durmaktan çekinmediği idealler gerçekten de değersiz, kaale alınmayacak, önemsenmeyecek seviyesizlikte midir? Yani, eğer biriyle daha önce karşılaşmadıysanız, onun söyledikleri bir anda değersizleşir mi? Tanımadığınız birinin sizi eleştiriyor olması ego'nuzu mu zedeler? "Bilinmeyen"den bu denli korkmanın altında yatan içsel çatışmanın kökeni ne olabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorulacak soruların ardı arkası kesilecek gibi değil... Asıl merak ettiğim, "sanal kişilik" damgası vurmaktan çekinmeyen kişilerin kendilerinin de birer "sanal kişilik" olup olmadıklarının farkındalık dereceleri... Beni tanımayan bir kişiyi, herhalde benim tanımam söz konusu olamaz. O halde, "sanal kişilik" olarak nitelerken beni birileri, aslında kendilerini de aynı şekilde nitelemiş olmuyorlar mı? İronik!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak şunu söylemek isterim: Bazen söylediklerimizin karşımızdakini kırabileceğini düşünmüyoruz galiba... O yüzden, kendimizi temize çıkarmak, suçluluk duygumuzu azaltmak, üstünlük hissetmek, vd. benzeri gerekçemiz ya da motivasyonumuz ne olursa olsun, "iki kere düşünüp, bir kere söylemek" düsturundan vazgeçmemeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de, ders verir gibi şeyler yazmaktan nefret ediyor olsam da, bunu yazmazsam içimde kalır: Kiminle dans ettiğinizi sanıyorsunuz? LOL!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sanal kişilik" gibi bir tanımlamayı seve seve kabul edebilirim, "kişiliksiz" olmaktan yeğdir zira... Ayrıca bu nasıl bir narsisizmdir ki, kendisini tanıma isteği duymayan "diğerleri"ni "sanal" olarak küçümsemekten geri kalmıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah, cümlemizi ıslah etsin...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-114878057231995406?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/114878057231995406/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=114878057231995406' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/114878057231995406'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/114878057231995406'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2006/05/sanal-kiilik-olmak.html' title='&quot;Sanal Kişilik&quot; Olmak'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-114832620097635360</id><published>2006-05-22T22:29:00.000+03:00</published><updated>2006-05-22T22:31:19.123+03:00</updated><title type='text'>Türkiye'den Ermenistan'a Giden 10 Puan Üzerine</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Ermenistan'a verilen oyların altında başka sebepler arayan arkadaşlar olmuş, söz kalabalığı içerisinde kimin yazdığını unutmuşum, kusura bakmasın, ama soykırım gibi bir konuyu getirip de "Onlar bizim onlara soykırım uyguladığımızı söylüyorlar." diye Türkiye'den giden oyların altında yatanın, Almanya'da yaşayan Türkler'in Türkiye'ye verdiği oylardan farklı olduğu iddia edilmiş. Nasıl bir ilişki kurulmuştur burada, ben çözemedim. Biraz teferruat rica edelim de bizi bilgilendirsin. Ne farkı oluyor ikisi arasında? Türkiye'de yaşayan Ermeni kökenli vatandaşlarımız ile Almanya'da yaşayan Türk kökenli vatandaşlarımızın kendilerine tarihi, kültürel, etnik, dini, vs. pek çok açıdan benzeyen bir ülkenin temsilcisine oy vermesinde ne gibi bir ayrım olabilir? Ayrıca, bu düzeltmeyi yapmakta çok büyük önem görüyorum: Aynı yazıda Türkiye'deki Ermeni kökenli vatandaşlarımız için "azınlık" tabiri kullanılmış. Bu tamamıyla yanlıştır! Türkiye'deki "azınlık" tanımı Lozan Antlaşması'nın çerçevesinde çizilmiştir, azınlıklar sadece dini gruplara verilmiş bir nitelemedir, etnik köken kesinlikle gözetilmez. Buradan da anlayacağınız gibi, Ermeniler değil, Hıristiyanlar azınlık kabul edilebilir ancak T.C. sınırları dahilinde. Dolayısıyla güya politik sebepler öne sürerken, kullandığımız dile ve terimlere dikkat etmemiz gerekir. Kanbağı vesilesiyle bir grup vatandaşımıza bir nevi "Bize soykırımcı diyene nasıl oy veririsiniz vatan hainleri?" anlamına gelecek serzenişlerde bulunmak abes kaçar! Kaldı ki, adı soykırım mıdır, tehcir midir, henüz tartışmalı olan bir meseleyi burada hiç gündemde değilken tekrar tekrar ısıtıp masaya sürmenin de bu konuyu bir soykırım propagandası olarak kullanmakta beis görmeyen, tam da o vatan haini kabul edilebilecek kişilerin ekmeğine yağ sürmekten öteye gitmiyor da ne yapıyor? Bir de daha önce bir başlığa kopyalamıştım alıntıladığım metni, ama neresiydi tam hatırlamıyroum şimdi, şu "Ermeni diasporası" lafından da vazgeçmek lazım; malum "diaspora"nın etimolojik yönü göz önünde bulundurularak. Yoksa bilmeden onların istediğini kabul etmiş oluyoruz. Politik veya değil, hiç tartışmaya niyetim yok; sadece soykırım iddiaları, katil damgaları, vs. gündeme getirilip de en ilgisiz kısmından ESC ile birleştirilmeye çalışılınca dayanamıyorum. Yeter kardeşim bu nefret, barış istiyorsak barışı getirecek şartları da sağlamaya çabalamalıyız. Çabanın tek taraflı oluyor olması, bizlerin doğru olduğunu bildiğimiz bazı şeyleri yapmamıza engel değil. Hem yanlış olduğunu söyleyeceksin, Ermenistan'ın tavrını eleştireceksin, hem de kalkıp o beğenmediğin tavrı aynen sen ona uygulayacaksın! Bu ne menem tezattır, böyle mantıksız bir şey yapılabilir mi, arkasında durulabilir mi bunun? Ya Ermenistan'ın tavrını eleştirmeyeceksin, soykırım iddialarını önemsemeyerek karşı savlarını öne süreceksin her fırsatta yıllardır yapıldığı gibi; ya da "Artık yeter!" deyip, yanlış bulduğun tavrın aynısını kendin de yapmaktan vazgeçeceksin! Aynı tartışmaları uzak değil, daha geçen sene Yunanistan'a 12 puan verdiğimizde yaşamadık mı? Neymiş efendim, hep özverili olan taraf biz oluyormuşuz, Yunanistan bunu anlamıyormuş. Ne yani, ondan önceki senelerde, biz Yunanistan'ı çok mu sevdik de oylar yağdırdık? "İyilik yap, denize at..." diye giden Türk atasözünü, "Sana bir tokat atana diğer yanağını da dön!" diyen Hz. İsa öğretisini, İslamiyet'in hoşgörü anlayışını, Türk kültüründeki "Affetmek, büyüklüktür!" düsturunu bize öğretmediler mi? Ben öğrendim, sizleri bilemiyorum... Ama kan kokusunu aldığım iğneli, imalı sözler karşısında soğukkanlılığımı kaybediyorum istemeden, ne zaman bitecek bu nefret "siz"den olmayana karşı? Amerikan sinemasında "diğeri" temasıyla işlenen ve orta sınıf, beyaz, Amerikan erkeği sınıfı dışında kalan herkesi azınlık ya da olması gerektiği gibi olamamış, "çürük yumurta" kıvamında sunan senaryolardan yeterince izlemediniz mi? Kadın olmak, eşcinsel olmak, siyah olmak, alt sınıftan gelmek, vs. nasıl hep uzaylı, komünist, radikal dinci vb. kisveler altında sunulup duruyorsa izleyicilere, bizler de bunları "cık cık cık" nidaları altında eleştirip, eşitlikten, adaletten, özgürlükten bahsetmeyi seviyorsak sinema salonundan çıktığımızda; neden aynı doğruları, mesele, politize olmuş halkların birbirlerini oylar hale geldiği ESC'de yapamıyoruz? Durup düşünmek lazım... Ancak o zaman, ne yazdığımızı anlayabiliriz sanırım, ya da yazdıklarımızın gerçekte ne ifade ettiğini... Bu kadarı da herkes için yeterli olacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-114832620097635360?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/114832620097635360/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=114832620097635360' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/114832620097635360'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/114832620097635360'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2006/05/trkiyeden-ermenistana-giden-10-puan.html' title='Türkiye&apos;den Ermenistan&apos;a Giden 10 Puan Üzerine'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-114824618556497044</id><published>2006-05-22T00:14:00.000+03:00</published><updated>2006-05-22T00:16:25.566+03:00</updated><title type='text'>Sakis ve Hollandalı Sunucu</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Sakis'le bayağı bir dalga geçti Hollandalı sunucu... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;"Saki Taki Tako" gibi bir şeyler geveledi bol bol... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir de Sakis'in eşcinsel olduğuna dair iddialar yüzünden, "Telefonumu şimdi mi vereyim, sonra mı istersin?" diye sordu imalı kaş göz hareketleriyle... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sakis çok bozuldu, sinirlendi, "Şimdi ver." dedi... Hatta "Eminim, 696969'dur." gibi bir şeyler söyledi... Malum, 69'un anlamını çağrıştırarak... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ama Hollandalı adam hiç bozuntuya vermeden, "Yanlış, öyle değil." gibisinden bir şeyler söyledi. Sonra da bir telefon numarası verdi uzun uzun... Sakis tabii ki mosmor, sinirden yüzü asılmış haldeydi bu sırada... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hollandalı son darbesini de Türk - Yunan çekişmesini bir koz olarak kullanıp indirdi: "Türkiye'ye gururla 12 puanı veriyoruz!" Bunu kaçırmış olamazsınız...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-114824618556497044?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/114824618556497044/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=114824618556497044' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/114824618556497044'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/114824618556497044'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2006/05/sakis-ve-hollandal-sunucu.html' title='Sakis ve Hollandalı Sunucu'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-114824553145684930</id><published>2006-05-22T00:04:00.000+03:00</published><updated>2006-05-22T00:05:31.470+03:00</updated><title type='text'>ESC Sonrası Birkaç Düşünce</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Aklıma takılan birkaç şeyi de ben yazayım...&lt;br /&gt;1. Finlandiya'nın kazanmasına neden kızılıyor ki? Şarkıyı beğenmemiş olabilirsiniz, rock sizin tarzınız olmayabilir, Lordi ESC ile dalga geçenlerden oy almış olabilir, puanlar şarkıdan ziyade maskelere ve sahnedeki ateşli gösteriye gitmiş olabilir... Bunların hepsi doğru, hiçbirini yadsımak haddimize değil. Ama bir de şu nokta var: Tele-voting döneminde oylama sırasında her ne kadar konu komşu oylaması mide bulandırıcı bir hal aldıysa da, hiçbir zaman birinci ülkenin hangisi olacağını değiştirecek boyuta gelmedi... O yüzden burada sayılan tüm karşı çıkma noktaları bir yana, Lordi'nin galibiyetindeki haklılık payı bir yana... Oylama sonucunda en çok beğenilen şarkı Finlandiya'dan geldi, kimsenin bu birinciliği karalamaya hakkı olmadığını düşünüyorum.&lt;br /&gt;2. Tele-voting dönemi bitmiştir. Kimsenin şarkıyı dinleyip oyladığı filan yok, herkes politik olduklarından yakındığımız jürilerden bile daha politize halde oy gönderiyor. Almanya, Hollanda, Belçika, vs.de yaşayan Türkler şarkımıza oy yağdırırken vicdanımız yara almıyor da, Bosna-Hersek Sırbistan-Karadağ paslaştığında niye burun kıvırıyoruz ki? Buna hakkımız var mı? Hiç sanmıyorum. Tele-voting ile oylama yapılmadığını düşündüğüm yerlerden biri Monako. Monako'nun oy dağılımına bir bakalım... Genel oy dağılımından nasıl da farklı olduğunu görürüz herhalde. (Bu arada, bilmiyorum, Monako jüri ile mi oy verdi?) Bence jüriler kadar halkın oylama sistemi de şaibeli. Burada ara çözümlere ihtiyaç var: Tele-voting + jüri sistemine geçilsin... İlla eşitlik oluyorsa puanlamada, tele-voting'in üstünlüğü olsun.&lt;br /&gt;3. Türkiye'den Ermenistan'a 10 puan gittiğine niye üzülüyoruz, şaşırıyoruz, oy verenlerin vatanseverliğinden şüphe eder hale geliyoruz ki? Almanya'daki Türkler nasıl bize oy gönderiyorsa, bizdeki Ermeni kökenli vatandaşlar da Ermenistan'a oy göndermiştir. Bunda gocunacak taraf nedir, akıl sır erdiremiyorum. Geçen sene nasıl Helena Paparizou'nun kemençe namelerine oy yağdırdıysak, bu sene de Andre'nin şarkısındaki "hudey hudey"lere oy verdik... Anadolu ezgileri halktan oy almayacak da, kimden alacak, sormak lazım.&lt;br /&gt;4. İnsanların oy verirken dikkat ettiği şey şarkı filan değil, şarkının dili hiç değil. İnsanlar kendilerini eğlendirene oy veriyor. LT United oy aldığında sadece ESC'nin bittiğini kanıtlamak isteyen ve burada "anti-ESC" diye tanımlanan izleyicilerden oy almadı, göbeğini kaşıya kaşıya patates cipsi yiyen ve bira içen orta gelirli Avrupalı'dan da oy aldı. Çünkü LT United'daki adamlar bunları eğlendirdi, yüzlerinde bir gülümse yarattı. Hoşlarına gitti, grande toilette giyinmiş, para babası izlenimi veren, gözlüklü, göbekli, keltoş bir adamın öne fırlayıp deliler gibi kendinden geçmesine güldüler. Kim bilir, belki işyerlerindeki patronları geldi akıllarına, "O da böyle şeyler yapıyor mudur işten çıktıktan sonra?", diye düşündüler belki... İnsanlar gördüklerinden etkilenirler, onları etkileyen de her zaman jartiyerli kızlar olmaz, kimi zaman yerinde tepinen bir adam daha fazla etkileyicidir. Etkileyen kişi de mükâfatını oylar ile alır, durum Litvanya adına bu denli basittir bence. Hak etmişler midir, orası ayrı konu...&lt;br /&gt;5. Sanatçı görevlendirme sisteminden kesinlikle vazgeçilmemeli. Ulusal Final günlerini hiç özlemiyorum, görevlendirme ile çok daha profesyonel işlerin ortaya konduğunu gördük, zaten biliyorduk da bunu. Ve lütfen Türkçe konusundaki ısrardan vazgeçilsin artık... İnsanlar zaten şarkının diline önem vermiyor diye, anlaşılmaktan uzak sözleri kulaklarına dayamanın hiçbir mantıklı açıklaması olamaz.&lt;br /&gt;Şimdilik bu kadar, aklıma gelenleri sonra yine eklerim...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-114824553145684930?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/114824553145684930/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=114824553145684930' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/114824553145684930'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/114824553145684930'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2006/05/esc-sonras-birka-dnce.html' title='ESC Sonrası Birkaç Düşünce'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-114817411972018207</id><published>2006-05-21T04:03:00.000+03:00</published><updated>2006-05-21T04:16:11.786+03:00</updated><title type='text'>Oylama Sonrası...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Türkiye 11. oldu... Yine Yarı Fianl yolu göründü Türkiye'ye... Ama olsun, bu heyecanı yaşamaktı zaten amaç, sonucun daha iyi olması herkesi memnun ederdi, orası ayrı...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sibel Tüzün'e tüm emekleri için teşekkürler... En iyi şekilde temsil edildiğimizi düşünüyorum... Gerçekten profesyonelce hazırlanıldı bu sene ESC'ye... Gerek yurtdışı promosyon çalışmaları, gerekse ekibin profesyonel tutumu sayesinde...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;TRT, umarım bu sefer silkinip kendine gelir... İngilizce söylemekle ne gini bir zarar olabileceğini anlayamıyorum ben... Yarışma gecesi kaç ülkenin kendi dilinde şarkı söylediğini duymuyorlar mı acaba? Birinin Türkiye olması, ne kadar düşündürücü...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Oylama üzerine diyecek söz yok... Yurtdışında yaşayan Türkler yeterince çalışmış, onu gördük... Teşekkürü onlar da hak ediyor...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yine de artık tele-voting'in suyunun çıktığına inanıyorum... "Komşuya oy gönderme" eğilim, tüm heyecanı silip götürüyor... Bir de puanlamadır esas heyecanı getiren ESC'ye... İlk yedi puanın birden tabloya yansıtılması, bu heyecanı azaltmaktan başka bir şeye yaramıyor ki! Son üç puanı kimin kime vereceğini zaten tahmin etmekte zorlanan yok... Evet, jüri oylaması da çığrından çıkmıştı, onu da gördük yıllarca... Yıllarca da jüri sistemine yüklenildi... Tele-voting + jüri sistemi gelmeli bence... Ya da bölgeler arası Yarı Final gibi bir şey... Komşu komşuya oy vermeyi sürdürdükçe, ne anlamı kalıyor ki yarışmanın?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Finlandiya, yıllar sonra ilk birinciliğini almış oldu... Şarkıyı seviyordum, ESC farklı bir tarzla karşılaşacak artık... Bir döneme damgasını vuran "ethno-pop"un artık bittiğinin işareti olarak yorumlanıyor Lordi'nin zaferi çoğu yerde... ESC'de artık moda "alternatif" müzik türleri olacaktır...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir sene boyunca yaşattığı heyecan nedeniyle ESC'ye de teşekkürler... Umarım, gelecek seneki katılımımız çok daha başarılı bir şekilde sonuçlanır... O zaman dek ESC fan'leri kendi aralarında tartışmayı sürdürecek, nasıl olup da Litvanya'nın bunca puan aldığını sorgulayacak, Silvia Night'ın Final'e çıkamamasındaki nedenleri sıralayacak, TRT'nin Eurovision politikasını eleştirecek, 2007'de Türkiye'yi kimin temsil etmesi gerektiği konusunda ahkâm kesip duracak, ısrarla tüm yarışmaları İstanbul 2004 ile kıyaslamayı sürdürecek, vs. Ama iyi ki de bunlar olacak... İyi ki de ESC var...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-114817411972018207?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/114817411972018207/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=114817411972018207' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/114817411972018207'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/114817411972018207'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2006/05/oylama-sonras.html' title='Oylama Sonrası...'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-114817290547573648</id><published>2006-05-21T03:17:00.000+03:00</published><updated>2006-05-21T03:55:05.496+03:00</updated><title type='text'>Final Oylaması Öncesinde Yorumlarım</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;İsviçre: Tek kelime yeterli: Kötü!&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Moldova: Şarkıcıların paravanın ardında şarkı söyledikleri ilk kısımda sesleri çok kötü geliyor. Ayrıca dansçılar tam anlamıyla kel alâka! Solist kızın ha bire soyunması ise artık gına getiren şovlardan biri. Ayrıca Arsenium gerçekten detone oluyor yer yer. Kameraya öpücü göndermek bile kurtaramaz bu şarkıyı... Bir de bu şarkıyı kimin söylediği tam bir muamma: Arsenium mu, kız mı yoksa o rap'çi arkadaş mı?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İsrail: Tamamen gospel havasına bürünmüş şarkı. Bir ara kendimi siyahi Amerikan kilise korolarından biri dimliyormuşum gibi hissettim. Ayrıca Eddie Butler'ın sesi titredi kimi yerlerde. Bence rap ya da hip-hop söyleseydi, çok daha iyi puanlar toplayabilirdi. Şarkının ritmi de biraz değiştirilmiş, araya vurmalıların eklendiği bölüm güzel olmuş.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Letonya: Bu kadar bayık şarkıdan sonra hâlâ yarışmayı izleyen "non-fan" kişi kalmış mıdır acaba? Letonya, gerçekten çok itici. Cosmos robotu puan getirebilir. Ama, bu robotla birlikte sahnede yedi kişi olmuş olmuyorlar mı? Kabul etmek lazım, finalde havaya bıraktıkları kalp şeklindeki balon yaratıcı bir düşünceydi.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Norveç: Kameraya bir başka güzel görünüyor Christine Gulbrandsen bu gece. Keman sesleri de büyülüyor. Hele o yerlerinde dans ederken keman çalıyor olmaları... Ne kadar seksi! Christine'in saçlarının rüzgârda dalgalanması ve eteğinin savrulması çok güzel... Bu kadar sade olup da bu kadar etkileyici olmayı başarabilmiş olmaları ayrı bir tebriği hak ediyor. Keman çalan kızların öne doğru yürüyüp birbirlerine dönmeleri ve keman çalmayı sürdürmeleri harika! Norveç bu parçayla ve şarkının bitirişindeki güzellikle bu sene iddialı!&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İspanya: Şarkının girişinde kameraların solistlerin etrafında dönmesi çok güzel yansıyor ekrana... Ama gidip koltukta bacak bacak üstüne atmaları maalesef bir "Sharon Stone klasiği" değil! Koltuklarda o kadar vakit harcamaları da şarkıya durağanlıktan başka bir şey getirmiyor. Dansçılar kendi havalarında... Ama kamera hareketlerini çok başarılı kulladıkları bir gerçek...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Malta: Onca slow şarkıdan sonra sıranın Malta'ya gelmesi, bu şarkıya ilave bir şans getirebilir. Arkadaki ışık oyunları da şarkıya bir başka hareketlilik katmış. Akılda kalıcı sözleriyle Malta'nın şanslı olabileceğine inanıyorum...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Almanya: Ulusal Final'in benzeri bir koreografiyle sahnedeler. Oturarak yapılan "slow-mo can-can" şarkıya fazla bir getiride bulunmuyor kanaatimce... Ama şarkı gerçekten de çok "şeker" ve solistin toz pembe kostümünü savurup sahnede salınması da daha bir "şeker" hale getiriyor kendisini. Sonlara doğru şarkının biraz hareketlenmesi güzel... Country music ne denli başarılı olur ESC'de, göreceğiz.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Danimarka: Country'den sonra bir başka farklı tarzla daha, twist ile karşı karşıyayız bu sefer... Sidsel Ben Semmane bol bol kameraya söylüyor şarkısını, birden beliren erkek dansçı da düşünülürse Danimarka'nın çokça oy toplayabileceğini düşünüyorum.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Rusya: Dima Bilan yine muhteşem! Diyecek başka söz yok...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Makedonya: Kamerayı gerçekten çok iyi kullanmışlar... Yarı Final'den daha iyi vokal performans sergiliyor Elena Risteska. Seksapelini fazlaca değerlendirmesini de biliyor. Şarkının son bölümlerini kendi dilinde seslendirdi, ama bu durum hiç sırıtmadı bence...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Romanya: Karizmanın ne kadar gerekli bir şey olduğunu bu şarkıyla görmüş oluyoruz. Güzelim şarkının performansla nasıl harcanabileceğini de... Yine de şarkınnı hatrına, Romanya'ya sempati duymaya devam edeceğim...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bosna-Hersek: "Hayrettin"i izlemek için Bosna-Hersek sokaklarının boşalmış olmasına şaşırmamalı... Süper bir şarkı, olağanüstü bir performans! Sahnenin tepeden çekimleri de atmosfere bir başka güzellik katıyor, sanki binlerce yıldız altında "Leyla"sına serenad yapan "Mecnun"u izliyoruz... Bosna-Hersek birinciliği alabilir... Saraybosna 2007?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Litvanya: Salon yuhalamayla karşılıyor LT United'ı... Fazlasıyla da hak ediyorlar bunu bence. Aynı "şaklabanlık"ı ikinci kez izlemek zorunda kalıyoruz, ne acı! Ayrıca megafonlu adam bana Slobodan Milosevic'i hatırlatıyor, bundan dolayı da daha bir antipatik buluyorum Litvanya'yı galiba... Şarkının sonu yine yuhalama oluyor, iyi de oluyor!&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İngiltere: Bülend ÖZVEREN'in bu şarkıyı - "Teenage Love" dese bile - sempatik bulduğunu öğreniyoruz. Ulusal Final performansının benzeri var sahnede. "Mini etekli okul kızı fetişizmi"ni besliyor da olsa, bu şarkı gerçekten güzel... Ayrıca tüm katılımcı ülkelerin bayrakları havaya savruluyor. Sanırım, Ulusal Final'den tek farkı da bu, performansın.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yunanistan: Salon resmen "çıldırmış" halde... Sahnede tek başına Anna Vissi! Olağanüstü bir performans! 12 puan! Gerçekten de "tezahürata ekleyecek hiçbir şey yok!", Bülend ÖZVEREN'in dediği gibi. Galiba Saraybosna 2007'yi unutup Selanik 2007'ye hazırlamalıyız kendimizi...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Finlandiya: Yeniden Cehennem'deyiz! Yeniden olağanüstü bir performansla karşı karşıyayız! Kesinlikle TOP - 3'te Finlandiya...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ukrayna: Şarkıyı söylerken Tina Karol çok eğleniyor, orası kesin. İzleyicilerin de eğlendiğinden hiç kuşkum yok... Ukrayna çok başarılı! Bitirişten sonraki tef sallamalı, kalça savurmalı bölüm, sanırım, Yarı Final'de yoktu...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Fransa: Bana - nedense - İsrail 2005'i hatırlattı... İki tane birbirinden hareketli şarkıdan sonra çıkmış olmasından mıdır nedir, insana daha bir güzel geliyor bu slow şu anda. Öncesinde hiç de sevmemekle beraber, bu şarkıyı çok beğendim sahnede. Sesi de inanılmaz güzeldi Virginie Pouchain'in, tıpkı CD'den dinliyormuşuz gibiydi...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hırvatistan: Kemençe sesleri Türk kulağına yabancı gelmeyecektir. Severina bacaklarını sergilemekte en ufak "tasarruf"a gitmemiş. Şarkı ise karman çorman bir şey olmaktan öteye - her zamanki gibi - gidemiyor. Ama çokça oy toplayacağına düşünüyorum; çünkü performans çok güzel. "Balkan Ülkeleri Dans Müziği" kategorisine ise Bülend ÖZVEREN'in, tamamıyla katılıyorum...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İrlanda: Brian Kennedy yine dupduru sesiyle büyülüyor... Bravo!&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İsveç: Burada da tek kelime yeterli her şeyi açıklamak için: Carola!&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Türkiye: Carola'dan sonra Sibel Tüzün? Dezavantaj? "Let's feel the rhythm tonight!" dedi bu sefer arada... Bir nakarat da İngilizce söylendi... Sibel Tüzün harikaydı. Her şey için teşekkürler kendisine, sonuç ne olursa olsun...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ermenistan: Fazlaca sönük kaldı bu gece...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;10 oyum Yunanistan'a, 5 oyumsa Bosna - Hersek'e gitti bu gece...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-114817290547573648?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/114817290547573648/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=114817290547573648' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/114817290547573648'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/114817290547573648'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2006/05/final-oylamas-ncesinde-yorumlarm.html' title='Final Oylaması Öncesinde Yorumlarım'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-114799018350688852</id><published>2006-05-19T01:07:00.000+03:00</published><updated>2006-05-19T01:09:43.506+03:00</updated><title type='text'>Yarı Final Sonuçları</title><content type='html'>- Rusya (10.)&lt;br /&gt;- Makedonya (11.)&lt;br /&gt;- Bosna - Hersek (13.)&lt;br /&gt;- Litvanya (14.)&lt;br /&gt;- Finlandiya (17.)&lt;br /&gt;- Ukrayna (18.)&lt;br /&gt;- İrlanda (21.)&lt;br /&gt;- İsveç (22.)&lt;br /&gt;- Türkiye (23.)&lt;br /&gt;- Ermenistan (24.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ara kalbim duracak sandım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Litvanya'nın bu listede işi ne?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-114799018350688852?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/114799018350688852/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=114799018350688852' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/114799018350688852'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/114799018350688852'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2006/05/yar-final-sonular.html' title='Yarı Final Sonuçları'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-114798999725737652</id><published>2006-05-18T23:54:00.000+03:00</published><updated>2006-05-19T01:06:42.130+03:00</updated><title type='text'>Oylama Öncesi Yorumlar</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Ermenistan: Koreografi harika. İplerle yapılan o gösteri gerçekten güzel. Ancak Andre yer yer zorlandı ve "head microphone"un da aslında sıkıntı yaratabileceğini görmüş olduk sayesinde. Bu arda kızların o saçlarını savurmaları da etkileyici olmuş... Ama Final konusunda şüpheliyim...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bulgaristan: Gereksiz dans figürleri dolduruyor sahneyi. Ayrıca dansçı kızlar üçüz filan mı acaba? Bir de Aziz etek mi giymişti? Mariana'nın vokaline ise diyecek söz yok. Salondan da bayağı bir alkış aldı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Slovenya: Anzej'in sesi zaman zaman yetmedi. Kızlar da gereksiz kalabalıktan başka bir şey değil. Yine de şovun geneli sahnede iyi durmuyor değildi açıkçası.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Andorra: Jenny'yi görünce kafamda bir "femme fatale" görüntüsü oluştu hemen! O jartiyerler ve sandalyeli şov ise fazlasıyla "cabaret"lere has. ESC'ye hiç uymamış. Final için şans vermiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Beyaz Rusya: Canlı, enerjik bir şov. Bu yönüyle şarkının zayıf yönlerini kapatmaya çalışmışlar anlaşılan. Yer yer aerobik gösterisine dönmüyor da değil sahne. Kucakta taşıma, yerleri tokatlama, bitti derken yeniden şarkının başlaması, takla atma, vs. Bakalım, Final için şansları olabilir.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Arnavutluk: Üç tane back vocal yerine geleneksel giyisili amcalardan çıkarsalar daha çok oy alırlardı diye düşünüyorum. İnsan biraz Moldova'nın ninesini örnek alır kendine. Şarkı ESC sahnesinde fazlasıyla "kro" ve kel alâka kalıyor maalesef. "Köy düğünü havası"nı Avrupalı sevecek mi, göreceğiz.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Belçika: Şarkı başlamadan bile "salon yıkılıyor". Işın kılıcı mikrofonlar - kusura bakmasınlar ama - hiç yaratıcı değil. Kate Ryan'ın eteklerini daha fazla savurmaya ihtiyacı olabilir, şovu gördükten sonra böyle düşünüyor insan. Yarışma performansını görmeden önceki beklentilerim hayal kırıklığıyla karşılanmış oluyor böylece. Daha fazla rüzgâr makinesi, daha fazla etek savrulmaları ve daha fazla fireworks gerekiyor bu şarkıyı kurtarmak için anlaşılan. Ama yine de salonun tepkisi muazzam. Final'de Belçika'yı göreceğiz gibi duruyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İrlanda: Tüm bu şaşaalı gösterilerden sonra dupduru bir ses, dingin gitar nameleriyle İrlanda hemen arada fark ediliyor. Her ne kadar şarkının ilk etkilerinden uzun zaman önce kurtulmuş olsam da, bunca kargaşa arasında İrlanda klasik bayık slow'larından biriyle bu sene de Final için iddialı anlaşılan. Bryan Kennedy'nin yeşil gözlerine de çok güzel uyum sağlayan yeşil ışıklar ve arkaplan da etkileyici. Tek dizi yerde şarkı söylemek, işte budur! Slow bir şarkıda yapılabilecek en iyi gösteri! Yüreğe dokunan sesiyle Bryan Kennedy, salonu ve eminim ki TV başındaki izleyicileri de etkilemeyi başarmıştır. Hele uçan kameraya yan gözle attığı o yeşil bakışlardan sonra...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;G.K.R.Y.: İrlanda'dan sonra çıkması bir yana, canlı performansı başlı başına bir felaket Annete'in. Degajesini göbeğine kadar da açsa işe yaramaz gibime geliyor. Salonda destek ise kesintisiz hissediliyor. Zenci gırtlağı denen şeyin Annete'te olmadığını birilerinin kendisine en acilinden söylemesi gerekiyor. Hele o arkadaki back vocal ordusu, resmen şarkıya bir ilahi havası vermiş. R&amp;B ve gospel bir arada! Salon alkıştan "yıkılıyor" bile olsa, bu şarkının Final'e çıkması üzücü olur.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Monako: Séverine gerçekten çok "şeker". Ama ESC'de Tahiti ya da Hawaii "havaları" estirmek ne kadar akıllıca ki? Gereksiz kucakta taşınma bölümleri şarkıya bir şey katamıyor maalesef. O "Grrrrrrrr!" kükremesini çıkarırken bile ne kadar "şeker" Séverine! Fazla şansı olduğunu sanmıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Makedonya: Büstiyerle çıkmış sahneye Elena. Seksi danslar ve bacaklar var sahnede. Ama ne yazık ki vokal performanstan o kadar tatmin olmadım şahsen. Işık oyunları ise ekrana güzel yansıtılmış. Şarkının ritmi biraz yavaşlatılmış mıdır nedir, sanki .mp3'leri daha hareketliydi. Özetle yeterince tatmin edici bir performans değil maalesef.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Polonya: Seyirci arasında söyleme fikri yaratıcı. Maskeli balo temalı gösterişli kıyafetler de öyle. Şarkı zaten fazlasıyla "catchy". Rüzgâr efektleri belki biraz kısılabilirdi. Almanca'yı yeniden duymak da - ilginç ama - etkileyiciydi. Dönen meşalelerin önünde, o altın, gümüş rengindeki kostümler, uçuşan saçlar ya da etek uçları çok estetik. Sahnede bir bebeğin olduğunu bilmek ve göstermek de sempati oylarını toplamak için iyi bir araç!&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Rusya: Şarkıdan önce yoğun seyirci tezahüratı dikkati çekiyor. Spor kıyafetler içinde Dima Bilan son derece rahat tavırlarla şarkısını söylüyor. Eliyle mikrofon ayağını fırlatması ilgi çekecektir. Ancak o balerinlere gerçekten de hiç gerek yok. "Zıplarken dahi şarkı söyleyebilirim." şovenizmine ise diyecek söz bulamıyorum. Piyano içerisinden çıkarılan bir üçüncü balerinin de koreografiye ilave katkılar yaptığı söylenemez. Yine de çok rahat tavırlar, kendinden fazlasıyla emin görünüm ve şarkının akıllarda kalıcı "beat"leri sayesinde Rusya Final'e zorlanmadan çıkacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Türkiye: Muhteşem! Ama İngilizce sözler nerede? Koreografi hiç sekmeden yerine getirildi. Gözleri gülüyordu sibel Tüzün'ün. Kendinden çok emindi. Çok da iyi "kıvırdı", helal olsun! Yıldız figürünün tepeden çekim görüntüleri gerçekten hoş olmuş. Ancak baştaki kalp atışları yeterince ekrana yansıtılmadı sanırım. Sibel Tüzün bir ara "I wanna hear you!" diyerek seyircileri aktif katılım için motive etti. Ayrıca eklenen hep beraber alkış tutma bölümü de çok güzel olmuş. Bitiriş ise bir başka güzel... Süper!&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ukrayna: Girişteki o çığlık çok gereksiz! Ama sonrasında şarkının ritmi içinde insan kendini kaybediyor. Arka planda Kafkasya yöresine ait kostümler giymiş görünen dansçılar, modern danslardan semazenlerin kendi etraflarındaki dönüşleri ve hatta ip atlama egzersizlerine bile yer veriyorlar koreografilerinde. Tina Karol sempatikliğiyle herkesi etkiliyor, sesi olduğunu da uzun uzun "Heeeeeeeey!" diye bağırarak gösteriyor. Son anlardaki tefler de orijinal olmuş. Ukrayna kesin Final'de!&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Finlandiya: Lordi, Cehennem'i sahneye getirmiş. Fin şapkası da Mr. Lordi'ye çok yakışmış açıkçası. ESC de nihayetinde rock gibi rock gördü sahnesinde. Hepimize hayırlı uğurlu olsun. Şimşekler de dozajında, alevler de. Finlandiya güle oynaya Final'e! Aksi takdirde o kanatlarıyla Mr. Lordi uçup gelir de hepimizi "ham yapar" alimallah. Ve şov sona ermiyor bir an olsun! Elektrogitarlar birer meşaleye dönüşüyor, arka planda ateşten yel depğirmenleri peydah oluyor. Lordi, Finlandiya'ya birinciliği bile getirebilir bu performanstan sonra.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hollanda: Ulusal Final şovunun az biraz modifiye edilmiş haliyle Treble sahnede! "Amambanda" kızları da kıvırmak konusundaki hünerlerini esirgemiyor izleyicilerden. Ancak müzikal altyapı neredeyse hiç duyulmuyor. Dahası arada derin iç çekişler içinde olduklarını görüyoruz hanım kızların. Açık olan şu ki, bu performansla Final zor, hatta çok çok zor.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Litvanya: Başlarken sağdan dördüncü amca geç kalıyor adımlamaya. Bu şarkıyı sevebilecek birileri var mıdır gerçekten? Akıllara zarar! Megafona mikrofon uzatmak da hangi süper zekânın aklına gelmiş acaba? Hele o ana kadar en ciddi görünümü veren gözlüklü amcanın öne fırlayıp "çivileri gevşettiğini" göstermesi ne kadar tahammül edilebilir ki? Bir "joke entry" için bile fazlasıyla "joke" kaçıyor bu bağırış çağırış Umarım, diplerde sürünürler...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Portekiz: Hayret, Bülend ÖZVEREN, Portekiz'den oy aldığımızı söyledi! Şarkıya gelirsek, daha başlarda kızlardan biri ilk "verse"ten hemen sonra erken giriyor şarkıya. Kostümleri ise Barbara Dex Ödülleri'ne fazlasıyla layık. Portekiz, bu sene de Final yüzü göremeyecek, orası kesin!&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İsveç: Carola büyülüyor! Rüzgâr makinesi eteklerini uçuştururken Carola büyülemeye devam ediyor. Kendinden o kadar emin ki! Işık oyunları muhteşem! Sahneye çok yakışıyor Carola. Özgüven, işte böyle bir şey! Ulusal Final'dekine benzer büyük beyaz bayraklar dalgalanıyor arkada... Carola, Carola, Carola! Hissederek şarkı söylemek budur! İsveç gümbür gümbür Final'de!&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Estonya: İsveç'ten sonra sahneye çıkmak, maalesef İsveçli de olsa Sandra'nın işini kolaylaştırmayacak. Abartısız bir şekilde sesini sergiliyor Sandra. Sakin, kendi halinde, sadece şarkı söylemek için gelmiş sahneye Sandra. Gözünü çıkarmadan şov nasıl yapılır, onu gösteriyor diğer sanatçılara. Biraz örnek alınsa keşke... Final şansı ise zayıf.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bosna - Hersek: Onca gürültüden sonra ruha dokunan keman nameleriyle Hari Mata Hari, siyah fon üzerinde beyaz mum alevleri ve bembeyaz kostümleriyle Bosna - Hersek büyülüyor... Şarkının tüm desenine işlemiş olan o hüzün, sahneden bire bir ekran başındakilere iletiliyor. Sonrasında da salon coşuyor haliyle... Bosna - Hersek, bir başka Zeljko Joksimovic mucizesiyle Final'e koşaradım geçecek! Basit tutmak da bir şarkıyı etkileyici kılabiliyor demek ki... Bravo Bosna - Hersek! Yalnız keşke o sonlardaki kol kola girip öne yürüme kısmı olmasaymış... Fazlaca iğreti duruyor ESC sahnesinde... Şarkı bittikten sonraki alkış ise kıyamet gibi!&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İzlanda: Silvia Night sahneye çıkmadan önce bir yandan yuhalanıyor, bir yandan alkışlanıyor. Bir de ilk erkek vokaller neydi öyle? Rüküş ötesi ve abartılı tavırlarıyla Silvia Night sahnede koreografisini "başarı"yla tamamlıyor. Rezalet! ESC'yle böylesine dalga geçen bir şarkının Final'e çıkması utanç verici olur. Şarkı bittiğindeyse, gene yarı yuhalama, yarı alkış duyuluyor...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ve benim 10 oyum Bosna - Hersek'e gitti!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-114798999725737652?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/114798999725737652/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=114798999725737652' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/114798999725737652'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/114798999725737652'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2006/05/oylama-ncesi-yorumlar.html' title='Oylama Öncesi Yorumlar'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-114797916642481674</id><published>2006-05-18T21:56:00.000+03:00</published><updated>2006-05-18T22:06:06.436+03:00</updated><title type='text'>"Uyumlu Olun, Mutlu Olun"</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;TRT'nin her sene ESC öncesi yayınladığı reklam kuşağında ne garip reklamlar çıkıyor...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir zımba reklamı vardı ki, tarihi bir fenomendi... Delta Zımba!&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu seneyse "Uyumlu Olmak" moda herhalde...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ve ESC potpurisiyle yayın başlıyor...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-114797916642481674?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/114797916642481674/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=114797916642481674' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/114797916642481674'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/114797916642481674'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2006/05/uyumlu-olun-mutlu-olun_18.html' title='&quot;Uyumlu Olun, Mutlu Olun&quot;'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-114797844079736513</id><published>2006-05-18T21:51:00.000+03:00</published><updated>2006-05-18T21:54:54.176+03:00</updated><title type='text'>SMS No: 3002</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Basit bir A4 kağıda, renkli tükenmez kalemle yazılıp da ekranlara tekrar tekrar yansıtılmasında herhangi bir sakınca - daha da ötesi utanma - görülmeyen 3002 numaralı SMS numarası da her seneki gibi hatırlatıldı...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Meltem YAZGAN'ın dediği gibi "uzun senelerdir devam eden tele-voting" için SMS numaraları önemli...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Her oy 5 SMS veya 10 kontör değerinde... Yine de paraya kıymaya değer...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Canlı yayında Atina'dayız...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Go "Superstar"!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-114797844079736513?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/114797844079736513/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=114797844079736513' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/114797844079736513'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/114797844079736513'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2006/05/sms-no-3002.html' title='SMS No: 3002'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-114797821618205518</id><published>2006-05-18T21:48:00.000+03:00</published><updated>2006-05-18T21:50:16.183+03:00</updated><title type='text'>Jüri Tanıtımı</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Her zamanki "klasik" anlayışla TRT jürisi tanıtılıyor...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yarısı profesyonel, yarısı halktan oluşan TRT jürisine umarım hiç ihtiyaç kalmaz...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yıllardır yeteri kadar çekildi bu jürilerden...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;"Back-up" olarak kalmaları temennisiyle... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hele sunumdaki o viyola espirisi yok muydu Meltem YAZGAN'ın... Akıllara zarar... &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-114797821618205518?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/114797821618205518/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=114797821618205518' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/114797821618205518'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/114797821618205518'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2006/05/jri-tantm.html' title='Jüri Tanıtımı'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-114797804977690482</id><published>2006-05-18T21:44:00.000+03:00</published><updated>2006-05-18T21:47:29.776+03:00</updated><title type='text'>Bülend ÖZVEREN Yorumları</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Bülend ÖZVEREN beklenen yorumlarını yine yapıyor...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Belçika, İrlanda, Monako, İrlanda, İsveç, Türkiye, Bosna - Hersek, Ukrayna ve Ermenistan ya da Arnavutluk'un Final için şanslı olduğunu söyledi...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Türkiye için olumlu konuştu...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ayrıca her sene yapılan "yurtdışındaki vatandaşlarımızın oy verebilmesi için kendi ülkelerindeki TV kanalından oylama numaralarını öğrenmeleri gerektiği" hatırlatmasında bulunuldu...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Evet, oy vermeyi unutmayın!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-114797804977690482?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/114797804977690482/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=114797804977690482' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/114797804977690482'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/114797804977690482'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2006/05/blend-zveren-yorumlar.html' title='Bülend ÖZVEREN Yorumları'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-114797780901506061</id><published>2006-05-18T21:40:00.000+03:00</published><updated>2006-05-18T21:43:29.030+03:00</updated><title type='text'>Canlı Canlı Eurovision</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Şu anda TRT'de Eurovision yayını başlamış halde...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Klasik Meltem Yazgan tanıtımlarından birini daha dinledikten sonra "biraz hareketlenmek için" şarkımızın video'sunu izliyoruz...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sırada back-up jürinin tanıtımı ve Bülend Özveren'le klasik Eurovision öncesi canlı telefon bağlantısını, muhtemelen o telefon konuşmasında da ısrarla yinelediği yanlışlardan biri olan "Portekiz'in Türkiye'ye tarihinde hiç oy vermemiş olduğu"nu dinleyeceğiz...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ama önemli değil...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;ESC heyecanı başladı...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Türkiye'ye oy vermeyi unutmayın...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-114797780901506061?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/114797780901506061/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=114797780901506061' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/114797780901506061'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/114797780901506061'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2006/05/canl-canl-eurovision.html' title='Canlı Canlı Eurovision'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-114764407444130367</id><published>2006-05-15T00:33:00.000+03:00</published><updated>2006-05-15T01:01:14.460+03:00</updated><title type='text'>Sibel Tüzün ile Eurovision</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Yeni bir Eurovision heyecanı yaşanacak bu perşembe ve cumartesi günleri... Çoktandır heyecanın yaşanageldiği kısmını görmezden gelirsek tabii... Aylar öncesinden başlayan ülke finalleri, şarkıcı seçimleri fazlasıyla heyecana sebep olmuştu zaten... Dinleye dinleye ezberler hale geldiğimiz onca şarkının birbirleriyle yarışacak olması nasıl da iple çekilir hale geldi... Sona yaklaştıça beklemek daha da zorlaşıyor... Kafamızda istediğimiz şarkıların girdiği final tablosu hayalleriyle uyuyoruz uzunca süredir, playlist'imiz hep aynı şarkıları gösteriyor haftalardır.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu sene Sibel Tüzün ve şarkısı "Süper Star" ile temsil ediliyoruz. Adının ilk açıklandığı günlerdeki coşku, "büyük gün" yaklaştıkça endişeli bir bekleyişe dönüşüyor. Sibel Tüzün'ün kalitesi, sesi belli, kendisini tanıtmaya ihtiyaç duyulmayacak biri. Çıkardığı albümlerin hepsini ortalamanın üzerinde bulmuşumdur, Türk pop müziğine unutulmayacak şarkılarla da katkıda bulundu, bugün dinlenip ertesi hafta unutulup gidecek olan sıradan şarkılarla da... Artık önemi yok bunların hiçbirinin. Geçen sene Gülseren'i yerden yere vurmakta beis görmeyen medya ahalisi, Sibel Tüzün için de çok hayırlı şeyler söylemedi açıkçası, arada gelen birkaç destek sözü de fazlasıyla cılız kaldı her zamanki gibi... Ama bu da önemli değil artık, kendisini temsil eden sanatçıya bile bu denli sert eleştiriler getirmekten geri kalmayan sözde "toplumun sözcüleri" konumundaki medya çalışanları, görevlerini başarıyla yerini getirmenin gururunu evlerinde rahatça yaşamayı sürdürebilirler... Eurovision'u seven azınlık, Sibel Tüzün'ü desteklemeye devam ediyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Her gün provalardan gelecek haberleri merakla takip ediyor, nerede nasıl bir değişiklik olacak diye şarkının son halini dört değil kırk kulakla birden dinliyor, sahnedeki koreografiyi el kamerasıyla yapılmış düşük kalitedeki, son derece kötü ve beceriksizce çekilmiş görüntülerden çözmeye çalışıyor. İyi bulduğu en ufak koreografik element karşısında yerinden sevinçle fırlıyor. Kimi zaman da üzülüyor, neden el mikrofonu kullanmak konusunda ısrar edildiğini soruyor, kamera dansçıların etrafında dönse mi daha iyi olur yoksa tepeden tek plan çekim mi yapılsa o esnada, onu tartışıyor... Tanyeli mi göbek atacak sahnede, yoksa Sibel Tüzün mü kıvıracak en Türk usulünden, onunla uğraşıyor... Henüz açıklanmamış sürprizin ne olduğunu merak ediyor, herkesin kafasından bir fikir çıkıyor, en uçuğundan, "Bak, burada doğru söylüyor bu arkadaş." türü mantıklısına kadar...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ama hepsi önemsiz bir noktadan sonra... Katılan şarkıcı kim olursa olsun, söylenen şarkı ne olursa olsun, önemli olanın katılmak, bir şeylerin parçası olmak olduğunun fark edilmesi gerekiyor galiba... Israrla bunun bir şarkı yarışması dışında bir şey olmadığını unutmamak da. Ne ülkelerin geniş kültürel hazinelerinin birilerine empoze edilmesi amaç, ne de kafatasçı zihniyetle oy vererek iyi de olsa tarihteki anlaşmazlıkları hatırlayıp oy vermekten uzak durmak... Güney Kıbrıs Rum Yönetimi temsilcisi Türkiye'ye geldiğinde, TRT tarafından kabul edilmediğinde yaşananlar da utanç verici, Okan Bayülgen'in programına katıldığında üzerine basa basa Rum olduğunun vurgulanması da... Lastik toka taktığı için eleştirilen Kate Ryan kadar, o tip bir üslupla bunu söyleyen Bülent Ersoy da suçlu addedilmeli... Neyin nerede söyleneceğini unutmuş görünen Okan Bayülgen de Treble'ı konuk ettiği hafta...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yine de önemsiz her şey... Bir şarkı yarışmasına katılınıyor eninde sonunda... Ülkenin de tanıtımı yapılıyor, oh ne âlâ... İyi bir sonuç, hepsinden çok istenilen olur tabii, itirazımız yok ona, ama öncesinde destekleyip arkasında olunduğu mesajıyla sırtı sıvazlanarak katılsa bir kere de temsilcilerimiz böylesi bir organizasyona... İşte en iyisi, en önemlisi de bu galiba...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Perşembe gecesi yarı finalde yarışıyor Sibel Tüzün... Umarım finale de çıkabilecek... Provalar ümit verici görünüyor, şarkı orada da beğeniliyormuş, öyle yazılıyor çoğu yerde... Umarım doğrudur. Profesyonel bir ekip temsil ediyor ülkemizi bu sene, bundan sonra da böyle olabilmesi adına desteklenmesi lazım Sibel Tüzün'ün her iki oylama gecesi de... Bizler buradan, Türkiye'den, oy veremiyoruz ama, yurtdışında olup da oy verebilecek herkesin oyuna ihtiyaç var...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kim kazanır bilinmez, önemli de değil zaten. Yeter ki, iyi olan kazansın. Oy verirken sadece şarkıya bakılarak verilsin, başka hiçbir şeye değil... Bir de bizim istediğimiz gibi olsun tüm sonuçlar, daha ne isteriz ki, değil mi?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-114764407444130367?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/114764407444130367/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=114764407444130367' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/114764407444130367'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/114764407444130367'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2006/05/sibel-tzn-ile-eurovision.html' title='Sibel Tüzün ile Eurovision'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-111885226731057922</id><published>2005-06-15T19:09:00.000+03:00</published><updated>2005-06-15T19:18:20.680+03:00</updated><title type='text'>Soner Arıca - "Benim Adım Aşk" (2005)</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Daha iyisini yapabildiğini bildiğiniz biri size kapsitesitesinin altında ürünler sunuyorsa ne hissedersiniz?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ben sadece soruyorum, bir cevap bulmak zorunda da değilsiniz...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ama bu soru Soner Arıca'nın son albümü &lt;strong&gt;"Benim Adım Aşk"&lt;/strong&gt;ı dinlediğim her seferde yeniden aklımdan geçmeden durmuyor. &lt;strong&gt;"Yaşıyorum"&lt;/strong&gt; gibi bana kalırsa Türk pop müziğinde çıkılabilecek en üst noktaya çıkabilmiş bir albüm yapabilmiş bir sanatçının vasat bir albüme imza atmış olmasından üzüntü duyuyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Albümde yine çok güzel şarkılar var, görmezden geliyor değilim. Kaldı ki "Öksürse albümünü alırım." diyen hayran kitlesinden geliyorum. Ama bu demek değildir ki, her ortaya konulan eseri sonuna kadar seveceğiz, hepsinden aynı tadı alacağız. "Kim bilir, belki de hata tamamen bendedir, günümüzün müzik anlayışına ayak uyduramıyorumdur." diye düşünmeden edemiyorum. Ama sonra da böyle düşündüğüm için hiçbir pişmanlık duymadığımı hissediyorum... Ben bugünlerde bize sunulan tamamen elektronik altyapılı parçalardan, duygu ve anlam yoksunu sözlerden, birbirinin kopyası melodilerden hoşlanmıyorum ki, neden pişman olayım? İşte bu yüzden özgün olduğunu hissettiren, gerçekten yüreklere hitap eden sözler yazan, şarkılarının düzenlemesi ve melodik yapısıyla "piyasa müziği"nden farklı ve bu ortama yenilik getirici işler katan Soner Arıca'yı seviyordum...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bazen sevmek yetmiyor ama, çünkü bazı engellerin aşılamadığını görüyorum, üzülüyorum, farklı olduğunu düşündüğüm Soner Arıca da giderek piyasanın içinde diğerleriyle aynı olma yolunda ilerliyor. Üzülüyorum, kendi yolundan ayrıldığını görüyorum, oysa onu bu kadar sevdiren sebep kendine ait bir yolu olmasaydı... Bu yol sayesinde &lt;strong&gt;"En Güzel Serüven", "Yaşıyorum", "Her Şey Yolunda"&lt;/strong&gt; ile buluşabilmiştik. Hepsi birbirinden güzel onlarca şarkı dinletti bize Soner Arıca, teşekkürlerimiz eksik edilmiyor elbette, ama nedense artık aynı heyecanı hissettirmiyor sevenlerine. &lt;strong&gt;"Şarkılar Var", "Kusursuz Aşk", "Hatıram Olsun" &lt;/strong&gt;eski günlerin yerini dolduramıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;"Benim Adım Aşk" &lt;/strong&gt;da dolduramıyor maalesef... Gittikçe büyüyen bir boşluğa neden oluyor, uzaklaşıp kayboluyor. Soner Arıca'yı sevenlerse üzüldükleriyle kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Albümde bulunan parçalar şöyle:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;1. Allah Korusun Seni&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;2. Akşam Olmadan Gel&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;3. Her Şey Güzel Olacak&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;4. Zor Bela&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;5. Dön&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;6. Fark Edemedim&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;7. Benim Adım Aşk&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;8. Sen Giderken&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;9. Beni Unutma (Erol T. Mix)&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;10. Yüreğim Üşüyor&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;11. Beni Anlamadın&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;12. Bitti&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;13. Biz (Şarkı)&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;14. Biz (Şiir)&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;15. Beni Unutma&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;16. Allah Korusun Seni (Remix)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu albümde Selami Şahin (1, 2) ve Metin Özülkü (4, 6) parçalarını seslendiriyor Soner Arıca. Ayrıca Radyo D'de Micheal Show adlı bir program yapan Mihalis Kuyucu da "Bitti" (12) isimli şarkıya söz yazmış, "Beni Unutma" (9) da bir cover. Aranjör olarak daha önce de Soner Arıca ile çalışmış olan Volga Tamöz, Erhan Tekyıldız, Can Özyiğit, Erol Temizel ve Tansel Doğanay'ın isimlerine rastlıyoruz...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Soner Arıca'yı Soner Arıca yapan noktaların başında elbette yazdığı slow şarkılar gelir. Ben bunun yanı sıra albümdeki enstrümanların da çok etkili olduğunu düşünürüm, neyi son derece başarılı kullanırdı mesela. O yüzden bu albümde neyin hiç kullanılmamış olması şaşırtıcı, bir o kadar da ne büyük bir değişim içerisinde, dolayısıyla daha önce bahsettiğim "kendi yolundan çıkma" konumuna gelmede etkili olduğunu göstermesi açısından önemli. Ben Türk müziğine has enstrümanları pop müzikte başarılı şekilde kullanan Soner Arıca'yı özlüyorum, parçalarındaki neyleri, kemençeleri bağlamaları, udları, kanunları özlüyorum...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu albümde ise klarnet var, inanılmaz güzel kullanılmış, insanın yüreğine işliyor cidden. Bu konuda koskocaman bir tebriği hak ediyor Soner Arıca. Keza, gerçekten çok beğendiğim buzukiler var, albümdeki Yunan parçasını (12) düşününce şaşırmıyor insan buzukiye ama, kullanım gerçekten çok güzel...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yine de kulaklarım neyleri aramadı değil... "Deniz Gözlüm"deki, "Seviyorum"daki, "Bu Mu Sevda"daki, "Kapını Çalan Benim"deki neyleri unutmak mümkün mü?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Albümde benim en beğendiğim şarkılar şunlar:&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;"Allah Korusun Seni"&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;"Akşam Olmadan Gel"&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;"Dön"&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;"Sen Giderken"&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;"Yüreğim Üşüyor"&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;"Biz"&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bir gün Soner Arıca'yı cayır cayır elektro gitarlar arasında şarkı söylerken görür müyüz acaba? Albümde yer yer duyulan elektro gitarlar, böyle düşündürüyor bana. Daha önce de "Ayrılık"ta elektro gitarlar vardı diye hatırlıyorum, o zaman da düşünmüştüm aynı şeyi... Ben açıkçası bir kere de böyle bir şarkıda dinlemek isterim Soner Arıca'yı... Madem değiştikçe değişme yolunda, oldu olacak birkaç da rock parça yorumlasın...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Tek başına albümü almaya yeterli sebep olan şarkı sözlerine değinmeden geçmek olmaz. Yine kalbini kağıda dökmüş Soner Arıca, nasıl bir hissetmektir bu, insan şaşmadan edemiyor...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Nasıl&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;"...&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Sevme beni, sevdalardan vurgunlar yedim&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Bana çok gördüğün aşkı sen ellere ver&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Terk edilişim ilk değil, alışır gönlüm&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Sevilmeden sevmek var ya, o daha beter&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;..."&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/em&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;derken herkesin içinde bir yerlere dokunmayı başardıysa yıllar önce "Beni Bırakma"yla, aynı şeyi yine pek çok kez başarıyor bu albümdeki sözleriyle...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"...&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Bir sana yandım, yine sende ölürüm&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Yolda bir iz bırak, ben o yolda yürürüm&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Ben sana yandım, yine senle ölürüm&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Yolun alev olsa, ben senle yürürüm&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;..."&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/em&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;diyor örneğin "Yüreğim Üşüyor"da, ya da&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;"...&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Gitsen de, silsen de beni kalbinden&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Yer etsen kendine yeni aşklarda&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Tek gerçek, dönmem ki verdiğim sözden&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Tek aşksın, hep duracak baş ucumda&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;..."&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/em&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;diye yazıyor "Sen Giderken"de.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;"Belki De Hiç Unutmadım" isimli romanında da geçen "Kusursuz Aşk" nasıl beğenildiyse bir şiir olarak, en az onun kadar beğenilecek "Biz" şiiri için de ayrıca tebrik etmek lazım Soner Arıca'yı.&lt;br /&gt;Bir tarafıyla "olgunluk dönemi" tabir edilen konumda bir albüm var önümüzde, bir tarafıyla da "eskiye özlem"in maalesef sürdüğü bir albüm. Düşünmeden edemiyorum, "İnsan hep beğendiği albümüyle mi hatırlamak ister sanatçıları, hep o yüzden midir eskilerle yenileri kıyaslama merakı? Ve hep o yüzden midir "eski"yi özlemeye doyamamak?"&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Geçenlerde bir arkadaşımı eleştiriyordum, "Sen bu şarkıcının fan'i olduğun için bazı gerçekleri görmüyor, duyamıyorsun." diye sevdiği bir sanatçının albümünün bende yarattığı hayal kırıklığını ona açıklamaya çalışırken... Şimdi kendimi görüyorum o arkadaşımın yerinde. Hem çok sevdiğim bir sanatçının albümünden bahsediyorum, hem kötü tarafları olduğunu objektif olarak söylemek gerekliliğine inanıyorum, hem de bunları söylersem bir nevi "ihanet etme" halet-i ruhiyesine girdiğimi hissediyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;O yüzden bunca yazdığım şeyi aslında hiç okumadan geçmek ya da okuduktan sonra hemen unutmak belki en iyisidir. Ne de olsa kendi kararını kendi vermeli insan...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ama dediğim gibi, ben ilk sorumda takılıp kalmış haldeyim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Daha iyisi varken, azıyla yetinmek gerekli midir? Işın Karaca ve Sezen Aksu'nun kulakları çınlasın: "Yetinmeyi Bilir Misin?" :wink: &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-111885226731057922?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/111885226731057922/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=111885226731057922' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/111885226731057922'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/111885226731057922'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/06/soner-arca-benim-adm-ak-2005.html' title='Soner Arıca - &quot;Benim Adım Aşk&quot; (2005)'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-111689187151773565</id><published>2005-05-24T02:17:00.000+03:00</published><updated>2005-05-24T02:45:24.736+03:00</updated><title type='text'>Yol verin, ben geliyorum...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Hmmm...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun zaman olmuş buraya birkaç satır çiziktirmeyeli... Yazalım o zaman...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neler oldu bu arada? Düşünmek lazım... Hmmm... Önem sırasına koymaya gerek yok, dahası neyin kime göre önemli olduğu da nasılsa değişir... O halde akla ilk geldiği haliyle başlayalım yazmaya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle şu TUS artık mazi meselesi... Nihayet! İnsanın başında devamlı bir "Demokles'in Kılıcı" hissetmesi, ne de olsa, takdir edileceği üzere, hoş bir duygulanıma yol açmıyor... Stres, stres ve stres... Ama nihayetinde geçti bu baş belası durum da... İstediğim bir yerde, istediğim bir uzmanlık eğitimi alacağım... Şükür ki uzun süre yeniden bu TUS benzeri sınavlarla uğraşma derdim kalmamış bulunuyor... Artık gerçek işimi yapacağım için de hem seviniyorum, hem de garip bir heyecan sarıyor bedenimi... Ne de olsa şimdiye kadar her şey, öğrenci birinin gözüyle değerlendirilmişti, bu andan sonra öğrenci olmak fiilen sona erip de öğrendiğim şeyleri uyguluyor olacağımı düşünmek biraz da korkutucu aslında... Karmaşık duygular işte... Alışacağız herhalde, tabii biraz vakit gerekiyor her şey için... Bunu geçelim şimdilik, gecenin bu saatinde böyle can sıkıcı detaylarla uğraşmak niyetinde değilim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada ESC de artık mazi olmuş durumda... Nedense beklediğim kadar heyecanlanmadığım bir Final gecesi izlemiş olmanın verdiği hayal kırıklığına alınan sonucun da çok iç açıcı olmaması eklenince unutmak isteyeceğim anıların arsına özenle paketleyip kaldıracağım 50. senesini organizasyonun... "Komşu" Yunanistan'ı tebrik etmeden geçmek olmaz tabii... Her ne kadar favorim değildiyse bile Helena Paparizou, Final gecesi oy bile gönderdim kendisine. Çok güzel bir sahne şovu vardı, belki paketleyip kaldırmadan organizasyonu, Yunan şovunu aradan çıkarıp, tekrar izlemek adına, bir köşeye ayırmak lazım... Aslında Gülseren'in şovunu da çıkarmak lazım o paketten galiba... Düşündüm de paketlemeyi filan unutmak en iyisi galiba, ne kadar "Yeterince heyecan verici değildi." desem de, ESC işte! Her şeyiyle bir bütün! Bir parçasını ayırmak mümkün olmuyor benim için, öylesine tutkunu olmuşum bunun...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atina'da olmayı çok istiyorum, geçenlerde bir forumdaki "Ne yapmazsanız gözünüz açık gider?" türündeki bir soruya "ESC'yi canlı canlı salonda izleyemezsem." diye yazdım... Ne komik, üstünden günler geçmeden Atina gibi burnumuzun dibi sayılabilecek bir şehirde bir ESC organizasyonu düzenleneceğini öğreniyorum... Tanrı, gözümün açık gitmemesi için beni kolluyor olmalı... Gerçi, burnumun dibi Atina'ya gitme planlarım, İstanbul'daki orgnizasyona bile gidememiş olmanın sert gerçekliği karşısında mutlaka sükût-u hayale uğrayacak... Talihsiz olmak kaderimde var ne de olsa, çoğu zaman belaları üzerime çekmek için özel bir mıknatısla kaplı olduğumu filan düşürdürten bu talihsizlik hadisesi, eminim "Komşu" ziyaretini de sekteye uğratacaktır... O yüzden beklentileri şimdiden, henüz bir yıl varken bile yeni ESC'ye, düşük tutmakta fayda var...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklıma yazacak bir şeyler gelmiyor nedense, sayfaya gelmeye gelmeye yazma isteğim de körelmiş sanki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında şu başlığı da değiştirmenin vakti geldi, ne de olsa TUS'iyer olduğum günler - şükür - geride kaldı... "Acemi Bir Asistanın Güncesi" nasıl bir isim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama önce temmuzu beklemek lazım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açılın, ben geliyorum!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-111689187151773565?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/111689187151773565/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=111689187151773565' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/111689187151773565'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/111689187151773565'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/05/yol-verin-ben-geliyorum.html' title='Yol verin, ben geliyorum...'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-111205232795153629</id><published>2005-03-29T02:23:00.000+03:00</published><updated>2005-03-29T02:26:39.316+03:00</updated><title type='text'>"İhbarcı" (!) Doktor</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Yeni TCK ve Sağlık Çalışanlarının İhbar Yükümlülüğü&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;KTÜ Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve Hasta Hakları ve Sağlıklı Yaşam Derneği Başkanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, yaptığı açıklamada 1 Nisanda yürürlüğe girecek yeni Türk Ceza Kanununun sağlık çalışanlarının suçu bildirim yükümlülüğü ile ilgili 280’inci maddesinin değişmesini istedi. Yeni TCK’nun evrensel hasta hakkı normları bakımından genel olarak olumlu iyileştirmeler getirdiğini belirten Özlü, şöyle konuştu: “Ancak, sağlık çalışanlarının görevleri sırasında karşılaşacakları suçları bildirme yükümlülüklerinin kapsamının aşırı genişletilmesi ve bu görevin ihmali halinde uygulanacak cezaların aşırı ağırlaştırılması oldukça sakıncalıdır. Mevcut Ceza Kanunumuzda sadece kişiler üzerinde işlenen suçların bildirilmesi zorunlu iken ve hastanın kendisi hakkında kovuşturmaya neden olacak bir suçun bildirilmesi zorunlu değilken; yeni Ceza Kanunu bu makul sınırlamaları kaldırmıştır. Suçun kapsamını aşırı genişlettiği gibi, önceden ön görülen hafif para cezasını da 1 yıla kadar hapis cezasına dönüştürmüştür.Bu hüküm bir suça bulaşmış hastaların hekime başvurmalarını ve tedavi olmalarını engelleyebilecek ve onların sağlıklarını tehlikeye atabilecektir. Oysa, suçlu da olsa herkesin ihtiyacı olan tıbbi bakıma ulaşabilmesi, evrensel bir hasta hakkıdır. Yine suça bulaşmış hastalar, bu durumlarının hekim tarafından bilinmemesi için gerçeğe aykırı yanıltıcı bilgiler verebileceklerdir. Bu da hekimin doğru teşhis ve doğru tedavi uygulamasını güçleştirecek ve mesleğinin icrasını engelleyecektir. Hekimin asıl sorumluluğu hastasını tedavi etmek, onun sağlığını düşünmektir. Kamu güvenliğine yardımcı olma sorumluluğu, bu görevin önüne geçmemelidir. Hasta hakları bakımından sakıncalı bulduğumuz bu düzenlemelerin yeniden gözden geçirilmesini beklemekteyiz.”&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Haberin kaynağı: &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://www.medimagazin.com.tr/haber_32392.html?PHPSESSID=08d3022873f0011708a93bc7a7e8e9ad"&gt;http://www.medimagazin.com.tr/haber_32392.html?PHPSESSID=08d3022873f0011708a93bc7a7e8e9ad&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kendi hekiminden ihbarcı olmasını bekleyen zihniyete şapka çıkarmakla yetiniyorum...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-111205232795153629?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/111205232795153629/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=111205232795153629' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/111205232795153629'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/111205232795153629'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/03/ihbarc-doktor.html' title='&quot;İhbarcı&quot; (!) Doktor'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-111188792118378144</id><published>2005-03-27T04:38:00.000+03:00</published><updated>2005-03-27T04:45:21.186+03:00</updated><title type='text'>-13 Gün</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;2 haftadan az kalmış büyük (!) güne...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sıkıldım artık, bitse de kurtulsam...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Otururken düşünüyorum da şöyle en rahatından bir yere girmek istiyorum ben galiba... Nöbetsiz, eziyetsiz, sakin, kalabalıklardan uzak... Böyle bir bölüm var mı ki?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hem artık çok geç zaten, tercihler yapılıp da verileli aylar oluyor...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Stres kaynağı şu sınav bir geçse de, şöyle sere serpe bir uyusam... Tek isteğim uyumak benim galiba... Bu kadar uyku sorunu yaşayan biri olarak uykuyu armam da normaldir herhalde... Geceleri gözünü kırpma, sabah gün ışısın, herkes kalkarken sen yatağa gir... Böyle bir hayat da gerçekten garip oluyor... Gerçi fakülte günlerinde bu kadar bozuk değildi uyku düzenim, ne olduysa sonrasında oldu. Hepsinin kaynağı şu saçma sınav herhalde... Hayatımızın her döneminde o kadar sınanmaya alışmışız ki... Alışmak? Kabullenmek? Bilmiyorum artık ben de...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Canım sıkılıyor sadece, sessizce, günlerce uyumak istiyorum ben, başka da bir şey istemiyorum...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-111188792118378144?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/111188792118378144/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=111188792118378144' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/111188792118378144'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/111188792118378144'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/03/13-gn.html' title='-13 Gün'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-111083429315144674</id><published>2005-03-14T22:39:00.000+02:00</published><updated>2005-03-14T23:04:53.163+02:00</updated><title type='text'>Bayram Tebriği</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Telefonuma Tıp Bayramı nedeniyle düşen SMS'lerden seçmece...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sayın Doktor (&lt;em&gt;benim adım)&lt;/em&gt;, 14 Mart Tıp Bayramı'nız kutlu olsun. İyi Çalışmalar... &lt;em&gt;(Dershane adı)&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kardeş, senin de kutlu olsun... (Anlaşılan benim gönderdiğime cevaben yazılmış bir arkadaş tebriği)&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sen mesaj attığında ambulansla &lt;em&gt;(hastane adı)&lt;/em&gt;'ye hasta götürüyorduk&lt;em&gt;. &lt;/em&gt;Umarım&lt;em&gt; (aynı hastane adı&lt;/em&gt;) yazmamışsındır. Rezil bir yer! Senin de kutlu olsun... (Meşgul bir anında ve stres altında yazılmış bir SMS... Ayrıca adı geçen hastane tercihlerim arasında...)&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Tıp Bayramı'n kutlu olsun. İnşallah seneye gerçek bir bayram kutlarız. Öptüm. (Aileden birinden SMS. En can sıkıcı tarafı da gerçek bir bayramın kutlanılabilmesi için uzman doktor olunma şartının aile içinde bile bir beklenti halinde olması... Grrrrrrrrrrrrr!!!)&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;SMS'ler uzatılabilinir... Ama uzatmanın anlamı yoktur.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Biriyle tanıştığınızda size ilk sorulacak sorulardan biri mesleğinizin ne olduğudur. Oldum olası nefret ederim bu sorudan, üniversiteye girdikten sonra nefretim bir kat arttı, şimdi mezun biri olarak artık bu soruya sıfır toleransımın kaldığını açıkça söyleyebilirim. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Soru:&lt;/strong&gt; &lt;em&gt;Ne iş yaparsınız?&lt;/em&gt; (Soruyu soran ses tonuna dikkat etmeli, öyle fazla ilgili görünmek olmaz, hiç ilgilenmiyormuş havası vermek hiç olmaz. Merakını hem saklayacaksın, hem gidereceksin.)&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Cevap:&lt;/strong&gt; &lt;em&gt;Doktorum...&lt;/em&gt; (Soruyu soranın yüzüne dikkat edilecek anlardan biri... Hemen o anda kadın, erkek, çocuk, yaşlı hiç fark etmez, tepeden tırnağa cevabı veren güya hiç belli etmeden süzülür. Bir inanmazlık, kısa süreli bir şaşkınlık anı oluşur. Yüzde anlamı çözülemeyecek bir gülümseme (sırıtış?) belirir. &lt;em&gt;"Senden doktor olsa ne yazar?"&lt;/em&gt; düşüncesi gözlerden okunur. Ama asıl eziyet bu andan sonra başlar.)&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Soru:&lt;/strong&gt; &lt;em&gt;Ya, öyle mi? Peki ne doktorusunuz?&lt;/em&gt; (En gıcık olduğum soru... Ne demek yani bu? Deontolog'um desem anlayacak mı sanki... Hem sana ne? Ne doktoruysam, ne doktoruyum, sana ne? Niye merak ederler ki bunu?)&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Cevap:&lt;/strong&gt; (Uzmanlık alnına göre değişken... Ancak ya uzman değilseniz?) &lt;em&gt;Ben pratisyenim...&lt;/em&gt; (Bunu söylemek de gıcık bir durumdur, çünkü arkasından, kısa süreli bir duraksama sonrası - muhtemelen soruyu soran, pratisyenin ne olduğunu anlamaya, hafızasının derinliklerini yoklayarak filanca tarihte filan kişiden duyup duymadığını kontrol etmeye çalışıyor o arada - ikinci bir soru geleceğini adınız gibi, hatta ondan daha da emin şekilde bilirsiniz...)&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Soru:&lt;/strong&gt; &lt;em&gt;O ne doktoru oluyor?&lt;/em&gt; (Sorulacağını bildiğiniz soruyla karşı karşıyasınız işte... &lt;em&gt;"Buyurun, burdan yakın..."&lt;/em&gt; durumu! Cevabını nasıl vereceğinizi asla bilmediğiniz bir sorudur bu da... Ne demek lazım şimdi burada?)&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Cevap:&lt;/strong&gt; &lt;em&gt;Uzman olmayan doktor oluyor pratisyen, tıp fakültesinden mezun olunca aldığımız derece bu bizim...&lt;/em&gt; (Anladı mı acaba? Ama o da ne? Hemen soruyu soranın yüzünde bir değişiklik... &lt;em&gt;"Bundan doktor olmayacağını biliyordum zaten..."&lt;/em&gt; bakışı... Öyle bir küçümseme hadisesi... Can sıkıcı bir sessizlik...)&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Evet, oldum olası nefret ettim bu "Ne iş yaparsınız?" sorusundan...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Uzman olarak bu sorudan ve ona verilecek cevabı düşünmekten kutulmak istiyorum... Geri sayım sürüyor... -25 güne birkaç dakika sonra girilecek...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hepin(m)izin Tıp Bayramı yeniden kutlu olsun...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-111083429315144674?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/111083429315144674/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=111083429315144674' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/111083429315144674'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/111083429315144674'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/03/bayram-tebrii.html' title='Bayram Tebriği'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-111076068580229208</id><published>2005-03-14T02:34:00.000+02:00</published><updated>2005-03-14T02:38:05.806+02:00</updated><title type='text'>14 Mart - Tıp Bayramı</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Hepinizin (hepimizin mi yoksa?) Tıp Bayramı kutlu olsun... Neyi kutlayacaksak artık? -26 gün kaldığını mı?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Updated TOP  10 List&lt;/strong&gt; is as follows:&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;1) Norway&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;2) United Kingdom&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;3) Albania&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;4) Former Yugoslavian Republic of Macedonia&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;5) Croatia&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;6) Serbia &amp;amp; Montenegro&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;7) Greece&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;8) Turkey&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;9) Lebanon&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;10) Romania&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-111076068580229208?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/111076068580229208/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=111076068580229208' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/111076068580229208'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/111076068580229208'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/03/14-mart-tp-bayram.html' title='14 Mart - Tıp Bayramı'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-111060136520802561</id><published>2005-03-12T06:02:00.000+02:00</published><updated>2005-03-12T06:22:45.210+02:00</updated><title type='text'>-28 Gün</title><content type='html'>Ve son 28 gün... Geceleri rüyalarıma TUS soruları girer oldu... Gerçi ben geceleri uyumam, daha ziyade "Gündüzleri rüyalarıma sorular giriyor." demem gerekir herhalde. Kendine bakımı azalmış, gözler kan çanağı, iştahsız, kaç gündür traş olmamış bir halde... Tam sefil halde yani...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçse de şu sınav, kurtulsak bunlardan artık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ESC'ye de 70 gün kalmış... 32 ülke itibarıyla TOP 10 listem şöyledir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Yunanistan&lt;br /&gt;2) İngiltere&lt;br /&gt;3) Arnavutluk&lt;br /&gt;4) Makedonya&lt;br /&gt;5) Norveç&lt;br /&gt;6) Romanya&lt;br /&gt;7) Sırbistan - karadağ&lt;br /&gt;8) Hırvatistan&lt;br /&gt;9) Türkiye&lt;br /&gt;10) Andorra&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-111060136520802561?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/111060136520802561/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=111060136520802561' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/111060136520802561'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/111060136520802561'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/03/28-gn.html' title='-28 Gün'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-111032465544187377</id><published>2005-03-09T01:22:00.000+02:00</published><updated>2005-03-09T01:35:31.886+02:00</updated><title type='text'>-31 Gün</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Geri sayımda son durum: -31 gün!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çanlar bu sefer benim gibi olanlar için çalıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son dönemece girildi, artık son kozlar oynanıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kozların asıl kimin elinde bilindiği halde... :((&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabır, sabır, sabır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben eğlenemiyorum, siz de eğlenemeyin... (Ne kadar bencilce bir yaklaşım oldu, değil mi?) O yüzden sizlere ruh halime uygun hüzünlü şarkılar gönderiyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buyurun:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://rapidshare.de/files/800650/The_Same_Sun.mp3.html" target="_blank"&gt;Chris de Burgh - The Same Sun&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://rapidshare.de/files/800629/Ode_to_my_Family.mp3.html" target="_blank"&gt;The Cranberries - Ode To My Family&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://rapidshare.de/files/800580/My_Heart_Will_Go_On__Love_Theme_From_Titanic_.mp3.html" target="_blank"&gt;Céline Dion - My Heart Will Go On&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://rapidshare.de/files/800579/Le_Vent_Nous_Portera.mp3.html" target="_blank"&gt;Noir Desir - Le Vent Nous Portera&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dinledikçe acı çekin, olur mu? :P&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-111032465544187377?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/111032465544187377/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=111032465544187377' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/111032465544187377'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/111032465544187377'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/03/31-gn.html' title='-31 Gün'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-110963471878699917</id><published>2005-03-01T01:41:00.000+02:00</published><updated>2005-03-01T01:52:46.086+02:00</updated><title type='text'>"Aslında Yalan"*</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Tası tarağı topluyoruz, gidiyoruz şimdi... Nereye mi? &lt;a href="http://www.safakis.tk/"&gt;Buraya!&lt;/a&gt; Sonra ne mi yapıyoruz? Önce müzik bölümüne gidiyoruz, oradaki 30 - 40 saniyelik tanıtımları dinleyip hayran kalıyoruz. Hayran kaldığımız şarkıları da sitenin sahibi ile temasa geçerek rica ediyoruz. Ve full hallerini dinleyip daha da seviyoruz... Şimdi daha pratik bir yol olarak, şarkıları direkt benden de isteyebilirdiniz ya da ben siteden indirmenize imkân tanırdım. Ama bunun nasıl bir tepkiyle karşılanacağını bilmediğimiz için, siz direkt birinci yolu deniyorsunuz ve oradan şarkıları temin etmeye çalışıyorsunuz...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Evet, şarkıları dinleyip hayran kaldıktan sonra (özellikle "Aslında Yalan" &lt;strong&gt;all time favourites listem&lt;/strong&gt;e girmeye namzet bir şarkıdır) haberler bölümüne girerek geriye doğru gidiyoruz. Bir de ne görüyoruz? Eurovision Türkiye Finali'nden (hani denir ya) &lt;em&gt;başka hiçbir yerde göremeyeceğiniz&lt;/em&gt; fotoğraflar...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Fotoğrafları detaylıca inceledikten sonra teşekkür etmemiz gerektiğini hatırlıyoruz ve siteden çıkmadan önce ziyaretçi defterini imzalıyoruz... İşlem bu kadar. Hadi kolay gelsin...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;NOT: Sitenin link'ini sağ alt köşede bir yere eklemiş olabilmeyi umuyorum... Yani garip bir şekilde eklenmemek için direndi de...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;*Tüm hakları saklıdır.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-110963471878699917?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/110963471878699917/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=110963471878699917' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110963471878699917'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110963471878699917'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/03/aslnda-yalan.html' title='&quot;Aslında Yalan&quot;*'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-110947531293627557</id><published>2005-02-27T05:21:00.000+02:00</published><updated>2005-02-27T05:35:12.936+02:00</updated><title type='text'>"Ben Demiştim Zaten..." Durumu</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Esniyorum... Uykum, düzensizlikler içerisinde düzen tutturmuş gidiyor. Gündüz uyuyup gece yaşayan bir zombie'ye dönüyorum sanırım. Akıl sağlığım da gittikçe bozuluyor galiba. Kontroller artık tamamıyla bende değil...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İlginç olan bir şey bugün hakkında: Dün tanıyor olabileceğimi söylediğim kişiyi aslında tanımıyor olma ihtimalimin daha yüksek olduğunu öğrenmiş bulunuyorum. Benzerlik işte, ne yaparsın? Ama şöyle bir başka ilginç nokta: D. benim tahmin ettiğim yerin çok yakınında bir yerdeymiş. Yazdıklarından öğrenmiş bulunuyorum. Bu arada bu D. de akıl sağlığı çok da yerinde olmayan birinin izlenimini bıraktı bende. Kendimi mi görüyorum onda ne? Son sürat sonumuza gidiyoruz ikimiz de bence... Hayırlısı...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir başka detay: Gene bu "yeni ama eskiden kalma" takıntım sayesinde tanışacağımı tahmin ettiğim R., sanat dünyasında adından söz ettirebilecek biri olabilir yıllar sonra... Ben de ortaya çıkıp "Ben onun ünlü olmadan önceki hallerini de biliyorum." diye konuşabilirim. :P Saçmalık işte, benim dediğime ne bakıyorsunuz ki siz zaten?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Vaktimin çoğu bu ekran karşısında geçer oldu, benim ders çalışıyor, ne bileyim elimde bir kalem (muhtemelen tükenmez ve kırmızı renkte), önümde test kitapları olması gerekmez mi? &lt;strong&gt;Gerekir...&lt;/strong&gt; Kısa ve öz bir cevap! Sınav sonucunu görür gibi oluyorum, o günkü yüz ifademi de... Bir yerlere bu tarihi not edeyim, &lt;em&gt;"Ben sana taaaaaaaaa filanca tarihte demiştim böyle olacağını..."&lt;/em&gt; diyebilmek için. Dönüp bakarım o gün bu yazdıklarıma... :P&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Lustral mi alsam ne? Bu misafirlerimin beni terk edeceği yok anlaşılan...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-110947531293627557?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/110947531293627557/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=110947531293627557' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110947531293627557'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110947531293627557'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/02/ben-demitim-zaten-durumu.html' title='&quot;Ben Demiştim Zaten...&quot; Durumu'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-110939149801452834</id><published>2005-02-26T05:38:00.000+02:00</published><updated>2005-02-26T06:18:45.603+02:00</updated><title type='text'>Misafir... Kalıcı misafir mi yoksa?</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;"Silkin ve kendine gel... Neler oluyor sana?" Bunlar aslında her gün kendime defalarca söylediğim (kaç kere olduğunu saymaktan vazgeçeli çok zaman oldu) ve her defasında kendimi daha derin bir umursamazlık çukuruna itiyormuşum gibi hissettiğim cevaplar verdiğim garip sorular... Bıktım! Neden bıktığımı da çok bilmiyorum açıkçası... Ama bıkkınlık var işte üzerimde... Böyle tuhaf bir boşvermişlik, "Battı balık, yan gider..." düşüncesi... Aslında buradaki düşünce de rahatsız edicidir, değil mi? &lt;em&gt;"Niye boşvermişlik var ki bende, neyi hafife alıyorum, o kadar vurdumduymaz mıyım, sorumluluklarıma ne oldu?"&lt;/em&gt; Say say bitmeyecek sorular... Kime karşı sorumluluk bu ayrıca, onu da çözemiyorum zaman zaman... Kendime mi? Ama ben bu yollardan geçtim, önüme gelen fırsatı teptim, öyle kibir &lt;em&gt;(Kibir mi sahiden bu?)&lt;/em&gt; dolu bir edayla "İlle de benim istediğim olacak." diye tutturduğumdan beri &lt;em&gt;(Kimse suçlu değil mi yani? Bir dakika, "Suçlu yok ortada." mı dedim? Ama aslında bu da bir tür suçu yadsıma mı yoksa? Asıl suçlunun kendim olduğunu bile bile...)&lt;/em&gt; başkalarına diyecek sözüm yok. Zaten olsa da söyler miyim, onu da bilmiyorum... Tek bildiğim ben bıktım, neden bıktım onu da bulsam rahatlayacağım... Tek eksik nokta o işte, koca bir puzzle var sanki önümde tek parçası eksik kalmış, o parçanın nerde olduğunu bilmiyorum, bulursam bitecek bu eziyet &lt;em&gt;(Eziyet doğru kelime mi?)&lt;/em&gt; . Bir taraftan da sanki eksik parçanın nerde olduğunu biliyorum da onu yerine koymaktan özenle kendim saklıyormuşum gibi hissediyorum. Bendeki suçluluğun kaynağı bu olabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen fazla şifreli konuştuğumu sanıyorum. Yani aradan birkaç hafta geçtikten sonra dönüp okusam şu yazdıklarımı, ne demek istediğimden kendimin de en ufak fikri olacağından kuşkuluyum... &lt;em&gt;"Şimdi farkında mıyım?"&lt;/em&gt; O da ayrı mesele ya, uzatmanın anlamı yok... Sabuklama başladığına göre, gene ben benimle olan sorunlarımdan birini halledemedim, beni bana şikâyet etmek için bu anlamsız abuk sabuk, birbirinden kopuk, bütünleştirilebileceğinden kuşku duyduğum şeyleri yazıyorum... Şey? Sahi ne bu yazdıklarım? İtiraf? İç döküş? Saçmalama? Şifreli konuşma? Kendime mesaj? Birilerinin mesajları? Tanrım, akıl sağlığımdan şüphe etmeye başlıyorum artık... Gittikçe daha bir şizofren davranıyorum galiba. Davranışlardan önce düşünce gelir, değil mi? Yani bunlar o düşünceler mi acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Silkin ve kendine gel! Sen bu değilsin!!! Neysen nesin aslında... &lt;em&gt;"Ne olduğunu kim bildi ki sen bilesin... Ne olmadığını bilmeye devam et..."&lt;/em&gt; Kim demişti bunu? Tanrım, kendi sözlerim bile yabancı gelmeye başladı galiba... Giderek deliriyorum... Kaç gün demiştik en son? 45 mi? Peki şimdi kaç gün kaldı demektir bu? Oturun hesaplayın... &lt;strong&gt;Siz mi?&lt;/strong&gt; Siz kim yahu? &lt;strong&gt;Ben kiminle konuşuyorum???&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada son günlerde takıntılarım arttı. Yeni bir takıntı buldum kendime. Aslında o beni buldu da denilebilinir. Ya da gizli olduğu yerden bir şekilde, bu zayıf anlarımın da etkisiyle muhtemelen, hemen yüzeyelleşiverdi... Bir şeylere bağlanma ihtiyacı ya da bağlı olduğum ama beğenmediğim bir şeyle değiştirebilme imkânı sonucunda onun yerine koymayı seçtiğm yeni bir takıntı... Hayırlı olsun! Hem vatana, hem millete! En çok da bana... Sokakta yürürken yanımda yeterince yokmuş gibi bu takıntılardan, takılmışlardan, takılacaklardan, koltuk altıma nur topu gibi birkaç tanesini daha sokuşturup devam edeyim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;- Cümle bitti mi?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Nokta koymayı unutma!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;- Ama bu bir soru cümlesi...&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- O zaman soru işareti koy...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;- Doğru diyor, soru işareti olmalı...&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kutlu olsun... Kendimle konuşmalı, yazmalı, çizmeli ilk satırlarım da gün ışığı gördü, gerçi bu saat itibarıyla gün ışığı zor, olsa olsa masa lambasının soluk sarı, aslında çok da sarı değil, hatta resmen beyaz ışık demetlerini görebilir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ne diyordum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;- Ben de bilmiyorum...&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Peki, ne güzel... Bilmemeye devam et!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;- Emrin olur!!!&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yeni takıntım ya da eskilerden çıkarıp bulduğum takıntım, adı neyse, yazmaya başladıkça uzuyor biliyorum, onun sayesinde biriyle tanıştım... Aslında tanıştım denemez... Yani denilebilinir de... Denilemeyebilir de. Garip bir durum... Konuşmuşluğum yoktur, görmüşlüğüm muhtemeldir, birtakım fotoğraflarını görmüş bulunuyorum, tabii o fotoğraflar onunsa... :D Ne de olsa kimin kim olduğunu asla bilemeyeceğiz burada... Bu ben miyim mesela??? Yoksa sabuklayan başkası mı şu anda? &lt;strong&gt;Neyse, geçiniz efendim, meseleye geliniz!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kızmışa benziyor, devam edelim...&lt;/em&gt; Bir şeyler yazmış, (Bana da yazmıştı.) çıkarımlarda bulundum, bu arada başkaları da bir şeyler söylediler (gerçek kişilerden bahsediyorum) ve bu yüzden çıkarımlarımın doğru olma ihtimali olabilir... D. adı... Ya da öyle diyelim şimdilik. Ve muhtemelen yakında kendisini göreceğim de... İçimde öyle bir his var, hatta içimdeki his bana D.'nin benim de çok iyi bildiğim bir yerlerle ilişkisi (iş? okul? her ikisi birden?) olduğunu söylüyor. İçimden gelen sese (İGS diyorlardı buna bir zamanlar bir yarışma programında) güveniyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada RAŞ telefon etti. Yani aslında çaldır - kapa'larından birini yaptı. &lt;em&gt;Ne demek oluyordu bu çaldır - kapa'lar?&lt;/em&gt; Hayal meyal hatırlıyor gibiyim: &lt;strong&gt;Yaşıyorum, aklımdasın, seni düşündüm, bir haber ver...&lt;/strong&gt; Hepsi olabilir mi? Ben de aslında düşünmemiş değildim, hatta sanırım aynı gün aklıma gelmişti ona bir çaldır- kapa yapmak... Ama o erken davrandı... Her zamanki gibi... Her zaman mı? &lt;em&gt;Hangi zaman?&lt;/em&gt; &lt;strong&gt;Neyse, geçiniz...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uykusuzluk yoksa uyku mu? Ya da ikisi birden... Başım dönüyor, aklım yerinde değil... Saçmalıyorum... Yeter... Kaç gün demiştik? Hadi hesaplayalım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hep beraber...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;- Önce sen başla...&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-110939149801452834?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/110939149801452834/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=110939149801452834' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110939149801452834'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110939149801452834'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/02/misafir-kalc-misafir-mi-yoksa.html' title='Misafir... Kalıcı misafir mi yoksa?'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-110911246905516287</id><published>2005-02-23T00:43:00.000+02:00</published><updated>2005-02-23T02:04:00.623+02:00</updated><title type='text'>Motivasyon-suzluk Üzerine</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Önce iyi haberi mi vermeli, kötüyü mü? Belki önce kötüden başlamalı... İyi denilebilecek bir şey olmadığına göre... Gittikçe günler azalıyor, gerisayım son sürat devam ediyor. Hatta tam bir &lt;a href="http://rapidshare.de/files/492132/Europe_-_The_Final_Countdown.mp3.html"&gt;"The Final Countdown"*&lt;/a&gt; durumu var... Bugün itibarıyla son 45 günlük dönemece girilmiş bulunuyor. Notlarıma bakıyorum, yerlerinde duruyorlar. Beni bu kadar motivasyonsuz bırakan şey ne, onu tam çözebilmiş değilim aslında. İnsanın içinden hiç mi çalışmak gelmez? Hani, "Çalışmayı ne zaman istedin ki?" gibi bir soru sorulabilir belki, cevabı peşinen belli olan. (Açıklamaya ihtiyacı olanlar için cevabı da yazayım: "Hiçbir zaman!" :)) Yine de insanın önünde bir bakıma geleceğini belirlediği bir sınav olunca (gerçi aynı şeyi üniversiteye girerken de düşünüyordum galiba, tipik bir "tarihin tekerrürü" ya da yeni moda deyimle déja-vu hali) ucundan köşesinden, içinden dışından, (neresi münasipse artık :) bir yerlerinden) kısaca, çalışmaya teşvik edici kıpırtıların gelmesi gerekmez mi? Gelmiyor işte... Hangi dershaneydi, şimdi tam hatırlamıyorum, bir reklam broşüründe, (güya bununla yol gösteriyor olacaklar TUS yolunda hazırlananlara, ama ne hikmetse bende hep tersi olmuştur ve daha bir karamsarlığa sokmuştur bu broşür beni) grafikle bir TUS hazırlığı sürecinin aşamalarını gösteriyordu. Konfüzyon dönemi - 1. depresyon dönemi - Aktivasyon dönemi - 2. depresyon dönemi (ya da tam böyle olmasa da buna yakın bir şey işte) diye göstermişler. Bu grafiğe göre 2. depresyon döneminde filan olabilirim. Hatta eğer daha ötesi varsa bu grafiğin, benimki 5. depresyon döneminden aşağıda olamaz katiyyen. Neyse, uzatmanın anlamı yok... Soner Arıca ilk albümüne &lt;a href="http://www.bozuntu.org/viewtopic.php?t=8673&amp;amp;highlight="&gt;"Bir Umut"**&lt;/a&gt; adını koymuştu. Belki benim için de hâlâ bir umut vardır... (Buna da halk arasında züğürt tesellesi deniyor... :P) Hangi hocam söylemişti hatırlamıyorum, lisedeyken,belki daha da önce, yeni kuşak gençleri tanımlarken (o dönemde bu genç kuşak bizler oluyorduk) "test ve tost çocukları" demişti. Doğru bir tespit. Artık her şeyi çoktan seçmeli seçeneklerle anlamaya çalışır olduk, arada doymak için atıştırılan tostlarla birlikte... Uzun uzadıya Türk eğitim sistemini eleştirecek filan değilim, herkes yeterince biliyor aksayan yönlerini... Doğru yürüyen kısmı varsa, onu da birileri bana anlatır bilahare... Bugün için günün sorusu budur: Öğrenciyi ders çalışmaktan bu derece alıkoyan başlıca sebep nedir? Hemen seçenek verelim, malum artık seçeneksiz soru çözemiyoruz. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;A) Öğrencinin kendisi&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;B) Hakkaten öyle :) &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Diğer seçenekleri okumaya gerek yok! Kendimi engellemek için öyle şeyler var ki, say say bitmez aslında... Televizyon, internet, kitaplar, dergiler, yiyecek bir şeyler almaya gitmek, hava almaya beş dakikalığına çıkmak, "Bunaldım, biraz ara vereyim." nöbetleri, "Bu konuyu çalışmak istemiyorum." kaprisleri, telefon edilen arkadaşlar... Üfffffffff, canım sıkılıyor, kafamı dağıtmalıyyım... Geçenlerde forumdaki kişilerden biri sitemi ziyaret edip "çok depresif bulduğunu, kendisinin de TUS'a hazırlandığını fakat son derece relaks olduğunu" yazan bir ö.m. (bilmeyenler için açıklayalım ö.m. = özel mesaj, bu da tipik internet yaşantısının insan hayatına kattığı yeni tür - generation x mi demeli? :P - kısaltmalardan biri olmakta) göndermiş. Önce şaşırdım... "Yani depresif bir site mi benimki sahiden?" diye düşündüm... O güne kadar hiç öyle gelmemişti bana aslında. Ama sonra dönüp okudum yazdığım kimi şeyleri, cidden de zaman zaman depresif kaçmış, muhtemelen bu yazı da fazlasıyla depresif gitmekte... Elden bir şey gelmez, şu anki halet-i ruhiyem fazlasıyla bu şekilde. Bir mizah sitesi olarak düşünülmüş bu site gittikçe daha bir "depresif ruh halini dış dünya ile paylaşma" sitelerinden biri haline geliyor. Ne demiştik, 45 gün mü? İnşallah 45 gün sonra yüz güldürecek bir hale bürünebilir burası... Yüz güldürmekten bahsetmişken... Malum-u âliniz, internet ortamında (kimileri sanal alem de diyor) Ekşi Sözlük, nam-ı diğer Kutsal Bilgi Kaynağı adında bir site bulunmakta. O sitede &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=rimi+rimi+ley+kazandiginda+olasi+yazilar"&gt;geçenlerde rastladığım&lt;/a&gt; ve beni oldukça güldüren bir sayfanın link'ini az önce tıklanmak üzere okuyup geçtiğiniz satırlardan birine yerleştirdim. Sayfanın başlığı sanırım "Rimi Rimi Ley kazandığında neler olacak?" türü bir şeydi. Tam başlığı bilemem şimdi, bugünlerde fazlasıyla unutkanım nedense. Bu ginsenc ben de ters etki yapmakta, ben o kanaate varıyorum artık, hem uyutuyor, hem unutturuyor. Zaten bildiğim az buçuk bir şey vardı, onu da sağ olsun ginsenc sayesinde iyice unuttum. (Tipik bir yansıtma savunma mekanizmasının kullanımını gördünüz, derslerinizde gerekirse örnek olarak kullanırsınız. Bu vesileyle kendimi konu mankeni de yaparak, eğitim dünyasına katkıda bulunmuş oluyorum. :P) Neyse, ginsenc bir kenara, "Rimi Rimi Ley" ile ilgili birkaç not vereyim son günlerdeki gelişmelerle ilgili olarak. Bir kere geçenlerde katıldıkları bir radyo programında hem Erdinç Hocamı, hem de Gülseren'i son derece kendilerinden ve şarkılarından emin halde bulduk, çok sevindik. Keşke ilk günlerde katıldıkları programlarda da bu derece emin görünebilselerdi. Neyse, şimdi geçmişi kurcalamanın anlamı yok, yeniliklerden bahsedelim. Cenk Eroğlu daha önce ekipten ayrıldığını duyurmuştu, onun yerine Ozan Çolakoğlu ile anlaşılmış. Çok sevindirici bir haber, artık herhalde kimse şarkının yeni düzenlemesinin kötü olacağına dair inancını sürdürmez. Kostümler ve koreografi konusundaki çalışmalar da sürmekteymiş, bizleri gerçekten iyi bir şarkının ve sahne şovunun beklediğine dair inancım gittikçe kuvvetleniyor. Şarkıya Londra'da ya da İsveç'te yeni bir miks de yapılacakmış, ekibe Britney Spears'in ekibinden iki DJ'in de katılması muhtemelmiş. Sanırım bu kadar yeter şimdilik. Geçen haftaki TUSDATA denemesini hatırladıkça, bu cuma gelecek olan TUSEM denemesini düşündükçe ve ondan sonraki pazar günü de Ulusal Tıp Bilimleri Yarışması olduğunu göz önünde bulundurdukça... sıra biraz ders çalışmaya geldi galiba... Bu motivasyonsuzlukla kaç sayfa okunacaksa artık... Aynı sayfaya boş boş bakılıp, en ufak seste dikkati dağılarak, elim inatla ve bıkmadan uzaktan kumandaya uzanarak... İçilmediği için buz kesen kahvemin iğrenç tadı, bunu bahane ederek yeniden mutfağa kahve yapmaya gidecek olmamın öngörüsüyle... Uzun lafın kısası, bu gece uzun olacak... Şarkı sözü müydü bu? :-?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;*Yasal süreniz 24 saat, unutmayın...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;**Albümü indirebilmek için siteye üye olmanız gerekiyor olabilir, emin değilim, ve yine unutmayın, 24 saatten daha uzun süre bilgisayarınızda bu şarkıları tutamazsınız.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-110911246905516287?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/110911246905516287/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=110911246905516287' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110911246905516287'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110911246905516287'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/02/motivasyon-suzluk-zerine.html' title='Motivasyon-suzluk Üzerine'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-110894772783304694</id><published>2005-02-21T03:00:00.000+02:00</published><updated>2005-02-21T04:11:30.213+02:00</updated><title type='text'>Eurovision</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Eurovision ile ilgileniyorsanız &lt;a href="http://www.onikipuan.com/"&gt;bu siteye&lt;/a&gt; bir göz atın... Oldukça geniş kapsamlı hazırlanmış. Ben çok beğendim. Size de tavsiyemdir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada geçen sene çok beğendiğim bir Eurovision şarkısını da burada paylaşmak isterim: &lt;a href="http://rapidshare.de/files/663127/Zeljko_Joksimovic_-_Lane_moje.mp3.html/"&gt;Sırbistan &amp;amp; Karadağ - Zeljko Joksimovic - Lane Moje&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-110894772783304694?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/110894772783304694/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=110894772783304694' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110894772783304694'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110894772783304694'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/02/eurovision.html' title='Eurovision'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-110859242161800704</id><published>2005-02-17T00:10:00.000+02:00</published><updated>2005-02-17T05:16:00.506+02:00</updated><title type='text'>Az Sonra... :P</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;TV'lerden o kadar alıştık ki bu "Az Sonra..." çığırtkanlığına, ben de eksik kalmayayım dedim... Bir fırsatını bulduğum ilk anda buraya "Rimi Rimi Ley"i ekleyeceğim... Böylece sizler de indirebileceksiniz. Bu arada şarkıyı birkaç gündür dinliyorum... Valla, ne yalan söyleyeyim, şarkının çok güzel olduğu söylenemez bence, ama o her yerde okuduğumuz "rezalet, çok kötü, kesin sonuncu olacağız" türü yerin dibine sokulmayı hak edecek bir tarafı olduğunu da düşünmüyorum. Hatta şarkıda darbuka kullanmak iyi bir fikir olmuş bence, bizden bir şeyler katmak şarkıya, etnik tınılar eklemek, vs. ne deniyorsa artık buna müzik dünyasında değişik bir tat vermiş. Ayrıca şarkının son halinin böyle olmayacağı, daha bir "süslenip püsleneceği" de açıklandı malum olduğu üzere. Yani, yine biraz erken mi davrandık acaba hep bir ağızdan şarkıyı yerin dibine sokmakla? Ayrıca, bilmem bunu hatırlatmam ne derece doğru olur, oylama yöntemi tele-voting şeklinde... Yani ne kadar kötü de olsa, şarkıya oy verecek "gurbetçi" vatandaşlarımız bulunur... Hahahhahah... Neyse, herkesin yorumu kendine...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;EKLEME:&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ve nihayet... İşte ülkemizi Eurovision 2005 finallerinde temsil edecek olan Gülseren'in seslendirdiği &lt;a href="http://rapidshare.de/files-en/624525/Guelseren_-_Rimi_Rimi_Ley.MP3.html"&gt;"Rimi Rimi Ley"*&lt;/a&gt; isimli parça burada... Kendiniz dinleyip kendi kararınızı verin...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;*&lt;em&gt;Önemli Hatırlatma: &lt;/em&gt;Arkadaşlar indirdiğiniz mp3'leri bilgisayarınızda 24 saatten daha uzun tutmanız yasalara aykırıdır. Burada verilmiş olan şarkı yalnızca size fikir vermek amaçlıdır. Bu uyarının yayımlandığı andan itibaren meydana gelebilecek herhangi bir yasal uyuşmazlıkta sorumlu tutulamam. :P (Göz korkutucu bir açıklama oldu bu sanki...)&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-110859242161800704?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/110859242161800704/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=110859242161800704' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110859242161800704'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110859242161800704'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/02/az-sonra-p.html' title='Az Sonra... :P'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-110859049457257027</id><published>2005-02-16T22:55:00.000+02:00</published><updated>2005-02-16T23:48:14.576+02:00</updated><title type='text'>Eğitim Zaiyatı</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Yorucu bir gün, yorucu bir hafta... Bazen bu kadar çaba gerçekten gerekli mi diye sormuyor değilim kendime. Sabah saat 9:00'dan akşam 20:00'ye kadar non-stop ders dinlemek... Kolay iş değil bu... Üstelik bir bakıma non-stop... Öğlen yemeği için atıştırmalık bir on beş dakika ayrıldığı düşünülecek olursa... Ve bu süre konusunda herhangi bir abartıya kaçmıyorum... Kaldı ki asıl hedeflenen programa göre derslerin 22:30'da bitmesi de gerekiyordu, ama halimizi görmüş ve ne alemde olduğumuzu anlamış olacak birileri, sonradan 20:00'de bitirmeyi, buna karşılık bir başka gün daha erken başlamayı planlanan programa göre, akıl ediyorlar... Ne desek bilmem ki? Cidden buna değiyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yedi saate yakın Mikrobiyoloji, ardından yaklaşık üç buçuk saat Biyokimya... Ne kadar sevimli değil mi? :D Sabrın sınırlarının zorlandığı anlar bunlar gerçekten. İnsanın bir şeyleri kaldırıp bir yerlere fırlatası geliyor... Neden böyle bir eziyete katlanır ki bile bile insan? Kendi seçimiyle, neden devam eder böyle bir işkence yolunda yürümeye? İnsanın aklı bazen kontrolü dışında davranıyor galiba, kendi başına buyruk hareket ediyor ya da onun gibi bir şey... Tam kelimelere dökülemeyecek bir isyan etme hali adeta... Yani üniversiteye girmeye çalışıyorsun, önüne adına tercih formu dedikleri pembeli beyazlı, bol kutulu, illa ki yumuşak uçlu kurşun kalemle doldurulacak ve hayatının geri kalanını biçimlendirecek bir kağıt parçasını koyuyorsun... O an aklından artık ne geçiyorsa, nasıl bir ruh haline bürünmüşsen, (sonraları hep o ana geri dönüp hatırlamaya çalışacaksın neler hissettiğini tam olarak anlayabilme gayretiyle) kara kara kutuları dolduruyorsun ardı sıra... Bir şeyler oluyor işte o anda kimsenin hiçbir surette çözemeyeceği ve sen kendini bilumum tıp fakültelerini tercih ederken buluyorsun... Neyse, geride kaldı bunlar artık, ama bak bir yenisi daha kapının önünde... Yine aynı bunalım dönemleri, yine son derece resmi formları doldurmak için yumuşak uçlu kurşun kalemler hazırlarken buluyorsun kendini... Sahi sınava kaç gün kaldı? Geri sayım son sürat devam ediyordu değil mi? Öyleyse ne işin var burada, bu saçmasapan sabuklamalarla neden bu vakit kaybedişin? Ah, bir anlasam... Önce ben, sadece ben veya, (Yoksa bir tek ben bile olsam mı demeli?) anlayabilsem kendimi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakülte eğitimi sırasında neden herkes ve her şey hep böyle gayet resmi ve soğuk bir ifadeyle anlatılır ki? Adeta bir duvar örülür öğrenciyle dersi anlatan arasına... Resmiyet girer, mesafeli ve kısa süren, üstelik son derece yüzeyel ilişkiler kurulur, hocayla yan yana olduğun, nefes alıp verişini bile duyduğun stres dolu viziteler sırasında bile neden en ufak sıcak hissiyat duyulamaz? Dershane ortamı mı bu kadar farklı olarak insanı yanıltıyor acaba? Yani ben hiçbir amfi dersi sırasında hocanın öğrencilerle bire bir iletişim kurarak, konuya biraz espri, ya da ne bileyim kendi deneyimlerinden faydalanarak yaklaştığını hatırlamıyorum. Hep kitapların ciddi, duygudan uzak, bilimsel diliyle konuşurlardı hocalar... Bir şeyler makalelerden alıntılarla anlatılır, duygusuz, mesafeli ve bir o kadar ciddi tavırlar içerisinde... Fazla uzattım galiba, kısaca demek istediğim keşke fakültedeyken de dersleri burada, dershanede olduğu gibi anlatsalardı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada hoca yine formunda... Ders mi dinliyoruz, geldiğimiz bir stand - up gösteri mi fark edemedik açıkçası... Gülmekten öldüğümüz anlar oldu. Çok eğlendik... Yani bir ders bu kadar mı eğlenceli hale getirilebilir, dikkatlerin dağıldığının hissedildiği an hemen araya sokulan bir anı, ufak bir kelime oyunu, vs. bunun gibi tebessüm ettiren, hadi hakkını yemeyelim kahkaha attıran deneyimlerle mi zenginleştirilebilir? Yine böyle anlardan birinde, hoca yarı şaka yarı ciddi, anlatılan dersle ucundan köşesinden bir şekilde alakalı anılarından bahsediyor. Tedavi ettiği hastaların bir kısmının ölümüne şahit olduğundan bahsederken "eğitim zaiyatı" gibi bir esprili benzetme de yapmaktan geri kalmıyor. Sınıfça güldükçe gülüyoruz... O anda aklıma pek gelmemişti ama şimdi evdeyken ve bu satırları yazarken aklımda bir soru belirdi: Acaba bizim eğitimimiz sırasında zayi olanlar neler? Eğitimimizin ruhu olabilir mi? Cevabını bilemem, ben sadece soruyorum...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-110859049457257027?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/110859049457257027/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=110859049457257027' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110859049457257027'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110859049457257027'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/02/eitim-zaiyat.html' title='Eğitim Zaiyatı'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-110842451304700162</id><published>2005-02-15T01:21:00.000+02:00</published><updated>2005-02-15T02:06:38.743+02:00</updated><title type='text'>"Rimi Rimi Ley"</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Kapı açılıyor. Hoca içeri giriyor. Masaya doğru yürürken, olacak her şeyden habersiz, sınıfta bir alkış kıyamet kopuyor. Hoca önce ne olduğunu anlayamıyor, ama hemen sonra yüzünde koca bir gülümseme... Arada biraz karıştırmaktan "Leylim Ley" filan duyuluyor sınıftakilerden ama, öyle değil... "Rimi Rimi Ley" olmalı. Bu, derse güzel bir giriş olmalı hoca için. Bizim için de öyle aslında. Hoş bir anı olarak kalacak bu aklımda.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Aslında elemelerin yapıldığından haberdar değildim. Ama daha sınıfa adım atar atmaz herkesin konuştuğu konunun ne olduğu anlaşılıyordu. Dershane kantininde bulunan ayna üzerindeki haber kupüründen zaten hocanın bestesinin finale kaldığını çok önceden öğrenmiştik. Ama açıkçası ben Türkiye elemelerinin yapılacağı tarihten haberdar değildim. Meğerse o geçen pazar günüymüş. "Rimi Rimi Ley" ile hocanın eseri kazanmış bu elemeleri.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Şimdi şarkıyı dinlememiş ve performansı izlememiş biri olarak yorum yapmam doğru olmaz. Şarkıdan tek bildiğim &lt;a href="http://www.trt.net.tr/eurovision2005/turkiye2005.htm"&gt; 2005 Eurovision Türkiye Resmi Sitesi &lt;/a&gt;'nde dinlediğim yaklaşık otuz saniyelik giriş kısmı. Açıkçası beni çok tatmin etmediğini bu kadarlık kısmın söylemeliyim şahsım adına. Tanık olduğum konuşmalar da genelde finalist bütün eserlerin ve özelde de hocanın bestesinin pek beğenilmediği yönünde. Tabii hocanın yüzüne karşı bunu söylemek de olmuyor. Gerçi kimse beğendiğini de söylemedi, sadece birinciliği tebrik edildi alkışlarla. :D&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hocanın daha önce de Eurovision finallerinde Türkiye'yi temsil etmiş besteleri olduğunu biliyordum. Pek başarılı sonuçları olmayan bestelerinin... Net'te biraz araştırmayla son final gecesi hakkında pek çok yazı bulmak mümkün. Yazılardan ziyade onlara verilen yorumları okumak daha ilginç bana kalırsa. Birkaç tanesini buraya aldım bu sitelerin. İlgilenenler okuyabilir: &lt;a href="http://www.radyotatlises.com.tr/articles.php?articleId=352"&gt; Radyo Tatlıses &lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.medyatava.net/haber.asp?id=18384"&gt; Medya Tava &lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.tv8.com.tr/scripts/news/detail.asp?NewsID=44150&amp;amp;page=detail&amp;amp;type=news"&gt; tv8 Online &lt;/a&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu eğlenceli geçen günden son bir anekdot daha anlatayım yine Eurovision seçmeleriyle ile ilgili. Ders arasında hocaya bir telefon geliyor. Telefon eden Aysel GÜREL. Konuşmasının bir yerinde diyor ki hocaya "Bak, kişisel alma. Burnuma dayadılar mikrofonu, ben de bir şeyler söylemek zorunda kaldım." Anlaşılan kendisine şarkıyla ilgili fikirleri sorulduğunda çok hoş şeyler söylememiş, sonra da yanlış anlaşılma olmasın diye hocayı arayıp açıklamalarda bulunuyor. Hoca haliyle bu söze kızıyor, ne de olsa şarkının bestecisi kendisi, dolayısıyla beste hakkında kötü bir şey söylendiyse bu kendisini de ilgilendirir ve söylendikten sonra bu tip bir telefon görüşmesiyle bir şeyleri düzeltmeye çalışmanın bir anlamı yok. Çok da esprili ve hazırcevaptır hoca, hemen cevabı yapıştırıyor: "Aysel, sen de kişisel alma sakın. Şimdi derse gireceğim, karşımda yaklaşık altmış öğrenci olacak. Biz de senin bana bu söylediklerine hep beraber güleceğiz. Ama dediğim gibi sakın kişisel alma bunu." Cidden de sınıf çok güldü...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bugün güzel bir gündü... Zaten her Anatomi dersi Erdinç Hoca'yla güzel geçiyor...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;"Rimi Rimi Ley" mi desek acaba hep birden?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-110842451304700162?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/110842451304700162/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=110842451304700162' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110842451304700162'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110842451304700162'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/02/rimi-rimi-ley.html' title='&quot;Rimi Rimi Ley&quot;'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-110828567673965259</id><published>2005-02-13T11:04:00.000+02:00</published><updated>2005-02-13T11:38:38.166+02:00</updated><title type='text'>Aile Hekimliği Hakkında Detaylar* ve Anayasa Mahkemesi**</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Aile Hekimliği Sisteminin Ayrıntıları&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Aile hekimliğinde geri sayım başladı. Bir aile hekimi 2 bin 500-3 bin hastaya bakacak. Gerektiğinde eve gelip hastasına bakacak olan hekim, başka işte çalışmayacak. Sağlık Bakanlığı'nca uygulama yönetmelik taslakları dün açıklanan ve ilk kez bu yıl pilot il Düzce'de uygulanacak aile hekimliği sistemi şu düzenlemeleri içeriyor. 2006-2007'de ülke geneline yaygınlaştırılacak. Aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde, herkes birinci basamak sağlık hizmetlerinden faydalanabilmek için aile hekimlerine kaydolacak. Herkes aile hekimi kontrolü altında olacak. 2500-3000 kişiye bir aile hekimi düşecek. Bir aile hekimi, sadece Sağlık Bakanlığı'nın belirlediği çalışma bölgesinde hizmet verebilecek. Her aile hekimi yanında en az bir aile sağlığı elemanı çalıştıracak.Aile sağlığı elemanı, hemşire, ebe veya sağlık memuru olacak. Hastalarına gerekli hallerde evde hizmet verecek olan aile hekimi, rehberlik edici ve koruyucu hizmetler sunacak, hastalarını periyodik olarak muayene edecek. Labaratuvarı varsa temel tetkikleri de yapacak. Aile hekimi küçük tıbbi operasyonlar dışındaki ameliyatları yapmayacak. Aile hekimliği uzmanı, uzman veya pratisyen hekimler, sözleşmeli olarak aile hekimi olabilecek. Aile hekimleriyle 1 yıllık sözleşme imzalanacak. Bir aile hekiminin, 2 aydan uzun süre kayıtlı hasta sayısı 1000 rakamına ulaşmazsa sözleşmesi iptal edilecek. İlk kayıtta aile hekimini seçme şansı olmayan vatandaşlar, sisteme geçildikten sonra hekim değiştirebilecek. Herkes, bölge içinde kalmak suretiyle aile hekimini serbestçe seçebilecek. Ancak 6 aydan önce yeniden hekim değiştiremeyecek. Büyükşehir sınırlarındaki ilçelerde, kişi isterse bulunduğu ilçe dışından aile hekimini seçebilecek. Bir aile hekimi, özel muayenehane veya aile sağlığı merkezlerinde hizmet verebilecek. Aile sağlığı merkezlerinde her hekim için ayrı muayene odası ve gerekiyorsa laboratuvar odası bulunacak. Aile hekimine, kayıtlı hasta sayısına bakılmaksızın, aile hekim uzmanı ise 2 bin YTL (2 milyar lira), uzman veya pratisyen hekim ise 1500 YTL. Aylık brüt maaş ödenecek. Bunun yanı sıra 1000 hastası üzerindeki her kayıtlı kişi başına 1 YTL. aylık brüt ödeme yapılacak. Hasta sayısı 4000'i aşan aile hekimine, bu rakamdan sonrası için fazla ödeme yapılmayacak. Aile sağlık elemanlarına 800 YTL. Aylık brüt maaş verilecek. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Hastaneye Sevk Aile Hekiminden&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Acil haller dışında her konuda önce kayıtlı bulunan hekime başvurulacak, hastanelere gidilmeyecek. Aile hekiminin tedavi edemediği ya da tanı koyamadığı hasta, hastanelere sevk edilecek. Türkiye'de halen 1200 aile hekimliği uzmanı var. Bu nedenle uzman veya pratisyen hekimlere de aile hekimi olma hakkı tanınıyor. Bu eğitim-öğretim yılı sonunda 60 aile hekimliği uzmanı mezun olması bekleniyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Aile Hekimliği Anayasa Mahkemesi’nde&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;CHP, “Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun”un bazı hükümlerinin iptali ve yürürlülüğünün durdurulması istemiyle Anayasa Mahkemesi’nde dava açtıCHP Kocaeli Milletvekili İzzet Çetin, “Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun”un bazı hükümlerinin iptali ve yürürlülüğünün durdurulması istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne dava açtı.Hükümetin sivil toplum örgütlerinin görüş ve önerilerinin dikkate alınmadığını ve çıkardığı pek çok yasada “ben yaptım, oldu” anlayışını sergilediğini öne süren İzzet Çetin, bütün bu yasal düzenlemelerle Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in 22 maddesini bir kez daha görüşülmek üzere iade ettiği Kamu Yönetimi Temel Kanunu’ndaki konuların parçalar halinde çıkarılmasının amaçlandığını savundu.Dava dilekçesinde, aile hekimliği ve aile sağlığı hizmetinin memur ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülmesinin Anayasal zorunluluk olduğu ancak, Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun’da, bunun göz ardı edildiği bildirildi. Kanundaki, hasta sevk oranlarının yüksek olması halinde aile hekimine yapılacak ödeme tutarından brüt ücretin yüzde 20 oranında kesilmesi uygulamasının, temel insan haklarından olan “sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı”nı zedelediği savunuldu. Dava dilekçesinde, katkı payını belirleme yetkisinin Sağlık, Maliye ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıklarına bırakılması da eleştirilerek, bunun keyfi uygulamalara yol açabileceği belirtildi. Dilekçede ayrıca, aile hekimleri ve aile sağlığı elemanları kamu hizmeti görevlisi niteliğinde memur olduklarından, bunların atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödeneklerinin kanunla düzenlenmesi gerektiği ancak bu işin yönetmeliğe bırakılmasının Anayasa’ya aykırı olduğu ifade edildi.Çetin, SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devri ile Köy Hizmetleri’nin kapatılmasını öngören yasaların da iptali için Anayasa Mahkemesi’nde dava açacaklarını kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;*Kaynak: &lt;a href="http://users.hekim.net/portal/haberler/ailehekimsistemi.htm"&gt;Türkiye'nin Hekim Portalı - Haber &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;**Kaynak:&lt;a href="http://www.medimagazin.com.tr/haber_31779.html?PHPSESSID=9087243f8efc7e036fd7c840a404b907"&gt;Medi Magazin &lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-110828567673965259?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/110828567673965259/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=110828567673965259' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110828567673965259'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110828567673965259'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/02/aile-hekimlii-hakknda-detaylar-ve.html' title='Aile Hekimliği Hakkında Detaylar* ve Anayasa Mahkemesi**'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-110828374667940175</id><published>2005-02-13T10:28:00.000+02:00</published><updated>2005-02-13T10:42:13.346+02:00</updated><title type='text'>Eşit Puan Zırvalığı Aynen Devam</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;TUS'ta her sorunun eşit puan değerinde olduğuna dair zırvalama son sürat devam ediyor. En son zırvalamayı da Türkiye Klinikleri'nin web sitesinde okumuş bulunuyorum. İlgilenen arkadaşlar için link de burada: &lt;a href="http://www.turkiye-klinikleri.com/Kose_Yazilari.asp?islem=Kose_Yazisi&amp;SCR=605&amp;amp;RCS=1"&gt;"TUS - Her Soru Eşit Puan" başlıklı yazı &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Ulusal Tıp Bilimleri Yarışması için başvurunuzu yaptınız mı? Kendini denemek isteyen arkadaşlar için başvuru yapabilecekleri adres burada: &lt;a href="http://www.turkiye-klinikleri.com/yarismalar.asp?islem=tip_bilimleri_basvuru&amp;amp;y_sayisi=23"&gt;Ulusal Tıp Bilimleri Yarışması Başvuru Formu &lt;/a&gt;Ufak bir hatırlatma, başvuru süresi dolmak üzere. Yani eğer niyetiniz varsa, ve alacağınız düşük puanın (!) sizi demoralize etmeyeceğine inanıyorsanız acele edin. (Sınavın tarihi: 6 Mart 2005, Saat: 13:00 - 16:30, Sınav yeri:16 ayrı merkez)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-110828374667940175?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/110828374667940175/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=110828374667940175' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110828374667940175'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110828374667940175'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/02/eit-puan-zrval-aynen-devam.html' title='Eşit Puan Zırvalığı Aynen Devam'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-110817599329448623</id><published>2005-02-12T04:39:00.000+02:00</published><updated>2005-02-12T04:45:42.733+02:00</updated><title type='text'>Hirsutizm... oha filan oldum durumu :P</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/img/234/3318/640/mon25.jpg"&gt;&lt;img style="BORDER-RIGHT: #000000 2px solid; BORDER-TOP: #000000 2px solid; MARGIN: 2px; BORDER-LEFT: #000000 2px solid; BORDER-BOTTOM: #000000 2px solid" src="http://photos1.blogger.com/img/234/3318/400/mon25.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Magdalena Ventura - 1631&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağıda link'i vermiştim gerçi ama siteye de resmi yüklemeyi başardım... Üşenip de gitmeyecek olanlar için iyi bir fırsat bence... Cidden "oha filan" olunacak bir resim. Bu arada, ek bir not, resimde arkada görülen adam Magdalena'nın kocası oluyor, kucağındaki bebek de yedincisi... :D Yani neymiş? Ne kadar hirsutik olursa ol, gebe kalabilir hatta doğurabilirmişsin de... :D&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-110817599329448623?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/110817599329448623/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=110817599329448623' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110817599329448623'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110817599329448623'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/02/hirsutizm-oha-filan-oldum-durumu-p.html' title='Hirsutizm... oha filan oldum durumu :P'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-110816409160206996</id><published>2005-02-12T00:06:00.000+02:00</published><updated>2005-02-12T02:00:53.746+02:00</updated><title type='text'>Tahta, Kola Şişesi ve Hacıyatmaz</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Gece 23:00 suları... Yorgunum... Yoğun bir ders programının ardından dershaneden çıkmışım eve dönüyorum... Acı bir rüzgâr yüzümü yakıyor. Soğuk bir hava var... Kızılay'ın gecenin o saatlerinde her tür çöple doldurulmuş dar, pis sokaklarından geçiyorum... Sokak neredeyse boş... Böyle olması gerekiyordu... Ama değil işte! Ne kadar istemesem de kabul etmek zorundayım. Sokağın böyle bir cuma günü cıvıl cıvıl olması kimsenin suçu değil. İnsanların içeride eğlendiği café'ler ve dışarı taşan müziğin hoş tınıları da kesinlikle kimsenin hatası değil. Önlerinden geçerken başımı yana çeviriyorum, kulaklarımı tıkıyorum... "Bunlar olmuyor, kimse eğlenmiyor." diye düşünüyorum. "Herkes tıpkı benim gibi işinden, okulundan yorgun argın çıktı, doğruca eve gidip uyuyacak. Kimsenin eğlenecek hali yok." Ama böyle değil işte! Herkes eğleniyor, günlerden cuma, müzik sesleri kulaklarıma geliyor, sıcaktan buğulanmış camların ardından gülen, konuşan yüzleri görür gibi oluyorum. Bense eve gitmek ve sırt çantamdan bu ağır kitapları çıkarıp yeniden okumak zorundayım... Eğlenceye vakit yok! Ot gibi asosyal yaşamaya devam etmek zorundayım... Eğlenmek yok... "Acı yok.", diye telkinde bulunuyorum kendime. "İnan bana, hiç canını yakmayacak."&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Dershaneye gitmek hem iyi, hem de değil... Yani bazen öyle düşünüyorum. Elbette faydası çok, iyi ki gidiyorum, ama yine de dershane ortamı biraz garip... Benim ömrüm boyunca anlayamayacağım bazı insan tipleri vardır. Bunlardan bir grubunu da "hırsı gözlerini kör eden" insanlar oluşturuyor. Tamam, bir dereceye kadar seninle aynı sınıfa giden kişileri rakip addetmek anlaşılabilir belki (ki benim için böyle bir anlayış da pek kabul edilebilecek bir davranış değildir), peki bakışlarından bile kıskançlık kıvılcımları saçılan kişilerle aynı ortamda saatler geçirmek nasıl dayanılmaz bir hal alabilir, anlayabilir misiniz? Hayatlarının tek gayesini bu TUS haline getirmiş birileriyle ne derece iletişim kurulabilir? Tabii, herkes böyle değil sınıfta, ama ben bazılarının olayı iyice abartıp sahte ve yüzeyel dostluk kurma girişimleri içerisinde olduğunu görebiliyorum. Keşke benim gördüklerimi kendileri de görebilse. Bu konuyla ilgili bazı şeyleri zaten bir başka forumda yazmıştım.* Burada tekrar etmek niyetinde değilim... Ama bu hırs nasıl bir şeydir ki böyle bir ruh haline sokabilir insanı? Dediğim gibi, asla anlayamayağım bir şeydir...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Dershaneye gitmenin iyi yönlerinden biriyse TUS hakkında ilgili ilgisiz herkesin söylediği bir yığın asparagas haberden uzak kalabilmeniz belki de. Daha geçenlerde bir internet sitesinde TUS'taki bütün soruların puanlarının aynı olduğuna dair bir yazı vardı. Makaleyi yazan arkadaş güya ÖSYM ile temasa geçmiş, konuyu iyice araştırmış, karşısında bir yetkili bulmuş ve o yetkili kişiden bütün soruların eşdeğer puanda olduğunu öğrenmiş, vs... Bir sürü saçmalık. Yazılı belgeden bahsediyor muydu, şimdi hatırlamıyorum. Hatta siteye link de verecektim, gidip kendiniz de okuyun diye, ama bir türlü hatırlayamadım adresi. Neyse, hatırlayabilirsem, link'i de eklerim bir yerlere.** Neyse, demek istediğim şu, bugüne kadar bırakın herhangi bir açıklama yapmayı, TUS soruları ve cevapları dahi kamuoyuna açıklanmıyor ÖSYM tarafından. Böyle desteksiz savlarla ortaya çıkıp akılları karıştırmayı doğru bulmuyorum. Bir de şimdi akıl var, mantık var... Eğer bütün sorular aynı puan değerinde olsa, aynı neti çıkaran kişilerin aynı puanı alması gerekmez mi? Peki neden öyle olmuyor? Aynı sayıda net de çıkarsanız, arkadaşınızla sizin puanlarınız farklı oluyor... Yani, bunları anlayamayacak kadar mantıktan uzak mısınız? Her soru kendi içerisinde o soruya verilen doğru cevapların sayısına göre bir katsayı ile çarpılarak puan hesaplamasında kullanılıyor. Doğrusu budur... Artık bu tip safsatalara inanmaktan vazgeçin. Her duyduğunuzu doğru kabul etmeyin. Önce bir düşünün, sizce ne kadar mantıklı size söylenen? Değil mi? Tanrı bize aklımızı boş yere vermedi, onu kullanmak lazım... O yüzden bugünkü derste söylenen "Kadın - Doğum'dan 12 net çıkaran açıkta kalmaz." sözünü çok önemsiyorum... Tabii, böyle bir iddia içerisine girmeyecek kadar da zekiyim. :D&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Anlaşıldığı üzere bugün Kadın - Doğum ile meşguldüm. Hiç üşenmedim sizin için derste gösterieln bir resmi internette aradım buldum. Konu hirsutizm hakkında... Bahsi geçen resmi burada yayınlamayı düşünmüştüm ama maalesef hepsi telif haklarıyla korunmuş halde, kopyalanmaya izin verilmiyor. O yüzden ben de size link'i yazacağım. Merak eden gidip baksın... Bu arada İspanyolca olduğunu tahmin ettiğim sayfada resmin açıklamasında "Mutant İnsanlar" yazması da bir hayli ilginç... Buyrun: &lt;a href="http://www.editorialbitacora.com/bitacora/galeria/mutantes02/mu25.htm"&gt;Magdalena Ventura - 1631&lt;/a&gt; Resme baktığınızda, öndeki "adam"ın emziren bir kadın olduğuna lütfen dikkat edin. :D Hirsutizm bu boyutlarda olabiliyormuş yani...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir de branşlar arası klasik çekişmelerden bahsedeyim bu fırsatla. Kadın - Doğumcu - Pediatrist çatışması... :D Şimdi haliyle cerebral palsy'den (CP) muzdarip bir çocuğun ebeveyni olmak zor. Tabii doğum sırasında anoksik kalmakla ilgili bir durum olduğunu hepimiz biliyoruz CP'nin. Tanı biraz geciktiğinde daha da kötü oluyor hem çocuk, hem de ailesi için... Tanı koyma sırasında Pediatrist anneye soruyor: "Doğumunuz zor olmu muydu?" Anne haliyle hemen atlıyor: "Evet, zor olmuştu." Ve o anda hemen bütün suçlamalar Kadın - Doğumcuya kalıyor, onun bir hatasının sonucuymuş gibi gösteriliyor durum vs... Bu nedenle olayın mahkemey taşındığı bile vakidir aile tarafından. Benim söylemek istediğimse hocanın derste bu konuya getirdiği esprili ama yine de insanı düşündüren yaklaşım oldu. Aynen aktarmaya çalışayım, hafızamda kaldığı kadarıyla tabii: "Bugüne kadar belki 5000 doğum yaptırmışımdır. Ve hiçbir annenin de doğumunun kolay olduğunu söylediğine şahit olmadım. O çocuk oradan kolay çıkmıyor ki... Yani o çıkmaya çalışıyor da biz içeri itmiyoruz ya!" Kadın - Doğumcu yaklaşımı CP'nin aslında intrauterin dönemde hipoksik kalmakla ilgili olduğunu savunuyor, doğum eylemindeki hipoksik kalmaktan ziyade. Kim daha haklıdır bilemem, açıkçası çok da önemli değil. Ama bu noktada hocanın söylediği "Siz doğumu 280 günlük bir süreç mi sanıyorsunuz? Değildir, 350 günlüktür." sözü de ayrıca önem kazanıyor. Zira Kadın - Doğumcular bu 70 günlük doğum öncesi dönemi de intrauterin hipoksik durumu önlemek açısından önemli buluyorlar. Buradan çıkarılacak ders nedir peki? Sigara içen bayanların sigarayı hamile kaldıkları dönemde bırakmalrı yetmez, öncesinden bir hazırlık dönemi de gereklidir. Ben bir adım daha öteye gidiyorum: Sigaraya hiç başlamayın!&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Neyse, fazla mesaj kaygılı bir yazıya dönüşüyor bu gittikçe... Hahahahha... Hemen konuyu değiştirelim... Bugünlerde acayip blumik davranışlar sergiliyorum... Blumik derken, yanlış anlaşılmasın... Henüz kusma döngülerine girmiş değilim... Hahahahahha... Benimki sadece tıkınırcasına yeme şeklinde... İngilizce'de "binge eating" dedikleri şey... Tamam, biraz abartmış olabilirim... Hatta bayağı bir abarttım, ama yine de bir oturuşta bir orta boy pizza yiyebilme kapasitesine de gelmiş bulunuyorum. Pizzacı çocuk bugünlerde daha sık ziyaret ediyor kapımı... Abur cubur tıkınma periyotlarım artıyor... Her sınav öncesi dönemde böyle olur zaten... Masa başında otururken ha bire bir şeyler yiyesi geliyor insanın nedense. Başka zaman olsa dönüp bakmayacağım her şey garip bir şekilde iştah açıcı görünüyor... Aslında bu bir nevi kaçış herhalde... Yani yemek yemeye vakit ayırarak o çalışma masasından kaçmak gibi bir şey... Zaten hep öyle olmaz mı? Oturur başlarsın okumaya, sonra canın birden çay ister, çay içilir, kahve gelir, üzerine pasta... Birden acıkılır mı ne? Hemen telefona sarıl, kebapçıdan 1.5 porsiyon adana... Hahahahha... Böyle kısır bir döngü şeklinde... Yemek yemek ve masaya oturup kalkmak... Arada da çalışmak... Artık ne kadar çalışılıyorsa bu hengâmede... Hahahahha...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu kadar yeter şimdilik... Son cümleleri de yine hocanın ağzından çıkan bir vecizeyle bitireyim: "Türk kadınları önce &lt;strong&gt;tahta&lt;/strong&gt; gibidirler, sonra &lt;strong&gt;kola şişesi&lt;/strong&gt; formuna girerler, en sonunda da &lt;strong&gt;hacıyatmaz&lt;/strong&gt;a dönerler. Böyle olmamak, hep kola şişesi formunda kalmak lazım."&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Siz kola şişesi formunuzu koruyabilir misiniz?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu arada gerçekten "acı yok" mu?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;*Bahsettiğim forumda yazdıklarım burada. Merak edenler gidip orada da okuyabilirler. Buyurun: &lt;a href="http://www.drtus.com/modules.php?name=Forums&amp;file=viewtopic&amp;amp;t=127"&gt;İlk ve Tek Tarafsız TUS Portalı - Forum&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;**Sitenin link'ini buldum. Onu da ekleyeyim: &lt;a href="http://drtus.sitemynet.com/TUS/id1.htm"&gt;Eşit Puan Zırvalığı&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-110816409160206996?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/110816409160206996/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=110816409160206996' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110816409160206996'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110816409160206996'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/02/tahta-kola-iesi-ve-hacyatmaz.html' title='Tahta, Kola Şişesi ve Hacıyatmaz'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-110809406125548315</id><published>2005-02-11T05:30:00.000+02:00</published><updated>2005-02-11T05:54:21.260+02:00</updated><title type='text'>Sorumluluğun Hatırlatılması</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Birileri cidden bu yazılanları okuyor... :D Ne kadar ilginç! Yani elbette yola çıkarken hedef zaten birileriyle hissiyatı paylaşmaktı. O yüzden yazılıyor zaten bunlar, ama birilerinin gelip de bunları okuyacağına sanırım pek de ihtimal vermemiştim. Oysa görüyorum ki geröekten birileri bunları okuyor. En azından göz atıyor... Teknoloji malum, benim gibi her türlü bilgisayar ve internet ortamından son derece uzak birine bile böyle bir site yapabilme ve onu geliştirebilme imkânı veriyor günümüzde. Tek satır HTML kodu bilmeden, tek kuruş (artık Yeni Kuruş deniyor gerçi) harcamadan böyle bir siteye sahip olabiliyor insan, sonra buraya gelip o sırada aklından geçenleri öyl spontane bir şekilde yazabiliyor, kaç kişinin ne zaman ne kadarlık bir süre için ziyarete geldiğini öğrenebiliyor... Yani benim gibi "teknoloji özürlü" biri bile internet aleminde kendine sayfa açabiliyorsa, varın gerisini siz düşünün, kim bilir ne cevherler vardır aranızda da o cevherin keşfedilmesini bekliyordur... Benim abuk sabuk, birbirinden kopuk, zaman zaman saçma ötesi eveleme gevelemelerim bile ziyaretçi bulabiliyorsa kendine, o zaman belki sizin de biraz tembelliği kenara bırakıp içinizden geldiği gibi yaratıcı tasarımlara imza atmanızın vakti gelmiştir. :D&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Geçenlerde sitemi bir şekilde ziyaret etmiş biriyle de bizzat konuştum. Ne garip bir duygu oluyormuş bu böyle? Yani, insan ne diyeceğini de bilemiyor... Hem biraz sorumlulukların hatırlatılması gibi bir şey de bu aynı zamanda... Siteyi hazırlarken aslında çok da belli bir niyetle yola çıkmış değildim, öylece evde otururken aldığım bir bilgisayar dergisinde "blogging" diye bir şeyin olduğunu okudum, merak ettim, "Bir de ben göreyim, neymiş bu blogging dedikleri?" dedim, siteye kayıt oldum ve anında benim de bir sayfam oldu. Sonra "Burada ne yapılabilir?", diye düşündüm... Her şey kayıt olma anında ortaya çıktı, yani öncesinde bir plan filan yoktu. Çoğu zaman öyleyimdir zaten, kafama bir şey eser, onu yaparım, sonucuna bakarım. Söz aramızda, her zaman iyi sonuçlar alındığını söyleyemem, yine de öyle birden bir şeye karar verip anında uygulamak güzeldir bence. Tezcanlılık da var serde tabii... Biraz da onun etkisi... Bu "biraz" yanlış oldu, fazlasıyla diyeyim... :D&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Neyse, lafı gene dolandırıyorum fazlasıyla ("Çevresel konuşma" dedikleri böyle bir şey mi acaba?), o anda bir isim bulmak gerekiyordu siteye, yaptığımın absürd bir iş olacağını düşündüğüm için birden öyle "Absürdistan" lafı geçti aklımdan, sonra da her daim aklımın bir köşesinde "en kral" köşede adeta çivili bir şekilde yer etmiş bulunan TUS geçti... "İkisini birleştireyim." diye düşündüm... Ve sonuç da işte budur...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Aslında niyet, siteye yeni şeyler ekledikçe biraz belirmeye başladı... Hani, TUS'a hazırlanırken insan neler yaşar, nasıl hisseder, onları yazarım diyordum... Sonra bu niyetin de aslında pek gerçekleşmediğini gördüm. Zira, ne zaman siteye bir şeyler yazmak için gelsem, o anda aklımdan ne geçiyorsa onu yazdığım için, ve adeta parmaklarım beynime hükmeder hale geldiği için, içerik bazen hiç ilgisiz yerlere kayıyor TUS'un kendisinden... Bu yüzden geçenlerde kendisiyle konuştuğumu söylediğim "okur"um (Nasıl isimlendireceğiz bu siteyi ziyaret edenleri? Türk Dil Kurumu'nu bu konuda bir isim bulmaları için göreve davet ediyorum... :P) bana biraz bunları düşündürdü. Yani esas hedeften sapılıyor, biraz öze dönmek lazım acil tarafından... Gerçi, söylediğim (ya da yazdığım) gibi, buraya herhangi bir ön hazırlık yapılarak gelinmiyor bendeniz tarafından, dolayısıyla biraz zorlama bir davranış olabilir böyle özde kalmaya çabalamak, o da hoş olmayan bir tad bırakır gibime geliyor insanın tadında... Ben böyle bir şey yapmak istemem. Ama yine de özün ne olduğunu bu site ortaya çıktığı anda hatırlattığı için bahsi geçen kişiye teşekkür ederim... Sorumluluk derken biraz da bunu kast ediyorum...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-110809406125548315?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/110809406125548315/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=110809406125548315' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110809406125548315'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110809406125548315'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/02/sorumluluun-hatrlatlmas.html' title='Sorumluluğun Hatırlatılması'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-110799840571928718</id><published>2005-02-10T02:45:00.000+02:00</published><updated>2005-02-10T03:58:59.580+02:00</updated><title type='text'>Şizofreni Sınırlarında Gezinti</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Bugün çok önemli olduğunu düşündüğüm iki şey öğrendim:&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;1) "İnsanlar soruyla öğrenir. Cevabın yapıştırıldığı yerde öğrenme biter."&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;2) "İnsan aklının bir şeyi öğrenebilmesi için üç kere tekrar edilmesi gerekir."&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;"Bu iki söz de nereden çıktı?", demeyin. İkisi de gerçeği yansıtıyor. Biyokimya dersindeyiz. Hoca her zamanki gibi son derece iyi niyetli, dersini anlatmayı, önemli noktaları vurgulamayı sürdürüyor. Ama karşısında ne kadar zorlasalar da belli bir süre sonra dikkatlerinin dağılmasını engelleyemediği bir sınıf dolusu öğrenci var. Haliyle, arada durup biraz nefes almak ve dağılmış dikkatleri toparlayabilmek, sonra yeniden konuya sıkıca dönebilmek için hikâyeler, başından geçenler, sınavla ilgili tüyolar anlatıyor. O anlardan birinde de bu iki sözü söyledi. İlk başta çok anlamsız gelebilir insana, ama zamanla ne kadar doğru olduklarını anlıyor insan.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Gerçeklerden kaçılamıyor maalesef. Üç kerede ancak anlayabileceğimizi bir şeyi kabul etmemiz lazım. Kendisine fazlasıyla güvenerek, adeta bunu zekâsına ve dolayısıyla egosuna bir hakaret gibi algılamaması lazım insanın. Üç kereyse üç kerede olsun... Zaten bir kere hocadan dinliyorsun, eve gelince bir kere kendin okuyorsun, arada sorusuydu, sınav öncesi son bir gözden geçirmesiydi filan, dördü ister istemez buluyor... Şimdi bunu yaptığında zekâna söz söylenmemiş oluyor da biri sana direkt olarak "Üç kere okumadan anlayamazsın." dediğinde neden gurur meselesi haline getiriyorsun ki durumu? Ayrıca, yine bu bizim kendimize yakıştıramadığımız durumu, reklam şirketleri çok öncelerden fark etmişler bile... Hoca anlatıyordu gene aynı ders aralarından birinde, havaalanındaki reklam panolarından birinde aynı slogan alt alta üç kere yazılmış... Hani, "Bunlar ilk sefer okuduklarında bir şey anlamayacaklar, ikincisinde belki birazı akıllarında kalır, ama kesin olsun, üçüncüyü de yazalım." hesabı... Evet, evet, üç kereden aşağısı olmaz. TUS gibi asıl başarının ne kadar çok tekrar yapıldığıyla ilgili olduğu bir sınavda, bence söylenen bu gibi sözlere inanmakta fayda var.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İlk sözün açıklamaya gerek tarafı bile yok aslında. Bazen notlarda satır aralarında okuyup da geçiverdiğiniz ve asla soru potansiyeli taşıyabileceğini kestiremediğiniz bilgilerin nasıl olup da karşınıza sürüldüğünü görüp sonradan hayıflanmak istemiyorsanız, mümkün olduğunca soru çözün, bıkmadan usanmadan... Farklı kaynaklardan soru çözmenin can sıkıcı bir hal alabildiğini biliyorum, çok da tavsiye etmem, ama en azından çıkmış TUS sorularını iyice çözmek lazım... Bir de üstüne sağlam bir soru kitabı bitirilirse iyi olur. Hatta tadından yenmez. :D Sorular, insana nerede eksik kaldığını gösterdiği gibi, nelere dikkat etmesi gerektiğini de hatırlatıyor. İyi hazırlanmış sorular bazen sayfalarca konu okumaktan daha fazlasını öğretebiliyor insana. Yeter ki elinizdeki kaynaklar iyi olsun... Bu konuda kendimi rahat hissediyorum, elimin altında cevaplarına güvenebildiğim soru kitapları var... İnsanın içinin rahat etmesi kadar önemli bir başka şey daha yok bence sınava hazırlanırken. Sürekli olarak doğruluğundan kuşku duyacağınız kitaplarla boğuşmaktan uzak durmak lazım... Piyasada çok sayıda bu bahsettiğim türden kitap var, alırken dikkat etmeli...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kendimi bir an gazete köşelerindeki "Güzin Abla"lar'dan birine benzettim. Kime bu tavsiyeler? Kendi kendime konuşma boyutunu da bayağı bir geçtim artık. Ciddi bir "psikolojik deli" vakası ile karşı karşıya olabiliriz. 24 yaşında genç erkek. Günlük hayatı dershane ve ev arasında geçiyor. Sosyal çekilme ve dahi soyutlanma söz konusu. Herhangi bir sosyal aktiviteye katılım sıfır. Günün büyük kısmı anlamaya zorlandığı garip içerikli yazıları okumak ve test denilen çoktan seçmeli satırlara bakmakla geçiyor. Depresif görünümde. Affektlerde belirgin küntleşme mevcut. Olaylara tepkisiz. Kendine ait bir dünyası var. Vaka daha da detaylandırılabilir. Ama bu kadarını bile okuyunca insanın aklından ciddi bir şizofren tanısı koymaktan başkası geçmiyor. Dışarıdan birine sadece vakanın bu kadarı anlatılsa aklının bir köşesinden şizofreni geçecektir. Peki bütün bunları tıp hayatının rutin ve beklenilecek sonuçları arasına sokmak ne derece doğru olur? Yani bunların hepsi TUS öncesi olağan, hatta normal sayılması gereken durumlar mıdır? Yoksa cidden işin ucu ve kontrolü vakanın elinden kaçmış mıdır? Bütün şartlar şizofreniyle bu derece örtüşürken, kendimizi normal addedip kurtulabilecek miyiz?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Şizofren bir aklın sabuklamalarıyla meşgul oluyor olabilirsiniz bu satırları okuyorsanız... Ben bile artık kendimin ne derece sağlam olduğunu bilmiyorum... Tabii, artık sağlam ne demekse?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Biraz konuyu dağıtayım... Geçenlerde çok güldüğüm bir askerlik anısı dinledim... Doktor arkadaşlardan biri askerliği sırasında görev yerine tayin edildiğinde elinde ne olup olmadığını kontrol etmek için ilaçlara, malzemelere, vs. göz atmış. Bu sırada bazı aşıların günlerinin geçtiğini görmüş. Hani, askerlikte birtakım rutin aşılamalar yapıldığı için durumu üstlerine bildirmeye karar vermiş ve bir dilekçe ile başvurmuş. Bir müddet sonra gelen cevapta aynen şunlar yazıyormuş: "Bir sonraki emre kadar bütün aşıların son kullanım süresi 6 ay uzatılmıştır." Şimdi ne yapalım böyle bir cevap üzerine? Güzel ülkem, sen bize daha neler göstereceksin? Türk olmak nasıl bir şeydir? Allah akıl fikir versin...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-110799840571928718?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/110799840571928718/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=110799840571928718' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110799840571928718'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110799840571928718'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/02/izofreni-snrlarnda-gezinti.html' title='Şizofreni Sınırlarında Gezinti'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-110795240508119076</id><published>2005-02-09T13:54:00.000+02:00</published><updated>2005-02-09T14:34:00.456+02:00</updated><title type='text'>Çöp Tenekesi</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Durup geçmişe baktığında ne derece memnun hissediyor insan kendini? Belki kendini, yaşamını, geçmişini, vs sorgulamak için uygun bir zaman değil... Yani sınav arifesinde böyle derin konuları düşünmek ne derece iç karartıcı olabilir tahayyül edebilir misiniz? Yine de en olmadık şeylerin en önemli anlarda ne kadar zamandır saklandıkları gizli köşelerden bir şekilde ortaya döküldüğüne herkes şahit olmuştur. Sanki yeterince karışık olmayan günlük yaşamınıza daha bir renk (en koyusundan siyah!) katmak istemektedirler... Kaçmak isteyip de kurtulamayacağımız pek çok konudan bir başkası... İnsan olmanın getirdiği yükü omuzlarda taşımanın daha da ağır hale geldiği anlar... Sorumluluktan kaçmak istedikçe utanmaz bir sırıtmayla yenilerinin eklenmesi, vs... Liste uzatıldıkça uzatılabilir... İşin özü, önemli bir konuya kendinizi vermeniz gerektiği bir süre zarfında (Burada sözü geçen, TUS'a hazırlık dönemi oluyor.), en olmadık ve hatta can sıkıcı durumun (Burada az sonra değineceklerim kast ediliyor.) merkez noktaya gelip oturması oluyor. Öyle bir oturmak ki bu, misafirliğe geldiğini bilmenize rağmen, dolayısıyla en içten ihtimamın gösterilmesi gereken kişi konumundayken, hiç de canınızın servis yapmak ve bilumum diğer ikramlarda bulunmak istemediği bir arkadaşınızın lafı uzattıkça uzattığı bir "acilen kaçılması gereken" sohbete çeviriyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Demek istediğim özetle canımın sıkılmış olduğu... Zaten her türlü bahaneyi ders çalışmkatan, test çözmekten kaçış için değerlendirebilecek bir ruh halindeyken, üstüne tuz biber eken sanal alem kavgaları canımı sıkıyor. Durup insanın "Bunları hak edecek ne yaptım? Neden böyle ters anlaşılıyorum ki?" diye sorduğu, cevap alamadığı, bu yüzden de geçmişini sorgulamak ve "Daha önce böyle şeyler olmuş muydu?" diye düşünmeye sevk ettiği anlardan birine dönmesi kaçınılmaz oluyor... İsimler, yerler, zamanlar önemli değil... Herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde ve herhangi biri tarafından söylenmiş olabilir... Önemli olan söylenmiş olması... Hiç beklenmedik bir anda, nereden geldiğini göremeden, şiddetini önceden kestiremeden gelip yanağa konan bir tokat gibi... O derece sarsıcı, o derece yakıcı... Ama tokatın kendisinden daha çok acı veren, yüreğinizde ya da ruhunuzun derinliklerinde bir yerde o tokadın bıraktığı izler...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sanal bir ortamda, sanal nickname'ler ardına saklanarak ve sanal bir kişiliğin dışvurumunu sergileyerek birileriyle tanışıyor, konuşuyor, beraber gülüyor, espriler yapıyorsunuz... Onu tanıdığınızı düşünüyorsunuz, ona güveniyorsunuz, onunla garip bir bağ kuruyorsunuz, onun arkadaşınınz olduğunu hissediyorsunuz... Artık sanal bir alemde arkadaşlık ne derece gerçek olabilirse, o kadar arkadaşınız oluyor o da... Her gün karşılaşıp konuştuğunuz, selam alıp verdiğiniz biri haline geliyor... Artık hayatınızda bir yeri var... Sanal veya gerçek, orası önemli değil...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sanal veya gerçek... Önemli olan, her ne kadar sanal da olsa, arkadaşınızın en olmadık anda sizi şaşırtacak bir şey söylemesi ile havası biraz fazlaca şişirilmiş bir balon gibi anında tüm o "arkadaşlık" paketi içine sarmaladığınız hislerin patlayıp yok olabilmesi... Elinizde kalan ne oluyor? Koskoca bir hiç... Onca zaman güvendiğiniz, ortak bir noktanız olduğunu düşündüğünüz kişi birden bire onu tanımadığınız anlardaki hiçliğin içerisinde kayboluyor... Verdiğiniz emeğe mi üzüleceksiniz, sizi bu kadar ters anlayabilmiş olmasına mı, yoksa her şeye rağmen böyle bir ithamla karşılaşmış olmanıza mı? Ben üçü için de üzüldüm...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sanal arkadaşlıklar ne kadar kolayca harcanabiliyor... Birkaç mouse tuşlamasıyla ilelebet "super iggy bin" veya adı artık her ne şekilde konmuşsa öyle bir çöp kutusuna sokulabiliyor insan... Ben de seni oraya attım R. Hak ettiğin bu mudur, bilemem... Ama ben dediklerini hak edecek hiçbir şey yapmadım... Bu kadar güvensiz bir arkadaşlık ilişkisinin ite kaka ve sahte gülüşlerle sürdürlmesindense dürüst bir toptan yok etme daha adaletli olur, kanısındayım. Kişiliğimi kişiliksiz olduğunu üzülerek gördüğüm birtakım insanlar için değiştirmek niyetinde değilim... Yine de durup kendimi sorgulatmayı sağladığın için teşekkürü hak ediyorsun. Sen de, umarım, yanlarına yollandığın diğer "çöp" kişilerle beraber biraz olsun kendini sorgularsın. Unutma ki, söylendikten sonra af dilenmesi ya da bazı düzeltmelere girişilmesi öyle kolay düzeltmiyor yürekte bıraktığı izleri...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Neden bilmem, zaten kaçmak için çeşitli bahaneler aradığım ders çalışma masam artık daha bir soğuk ve mesafeli görünür oldu gözüme. Üzerinde renkli renkli ders notları, altını üstünü çizmek için çeşit çeşit kalem olmasına rağmen... Gittikçe soğuyor gözümde, gittikçe renksizleşiyor, monoton bir griye döüyor... Buz gibi ama gazı tamamıyla kaçmış kola içmek gibi bir şey bu... Serinlikse aradığın, tamam serin işte, ama tadı bir garip işte... Ne yapmalı ki yenişden sıcak günlerine geri döndürmeli bu masayı?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-110795240508119076?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/110795240508119076/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=110795240508119076' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110795240508119076'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110795240508119076'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/02/p-tenekesi.html' title='Çöp Tenekesi'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-110782377540354041</id><published>2005-02-08T02:20:00.000+02:00</published><updated>2005-02-08T03:00:00.273+02:00</updated><title type='text'>Malum Olmak Üzerine</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Ve Cerrahi bitti... Günün özeti bu herhalde... Böylece Farmakoloji'den sonra Cerrahi de bitmiş oldu. Hızlı grupta olunca her gün bir şeyler bitiyor... İnsanı korkutan bir gelişme; çünkü asla dershane ile aynı hızda gitmek mümkün olmuyor evde ders çalışınca... Dolayısıyla, notlar, hep bir önceki günden kalan artıkları bitirmeye çalışınca ve anlaşılacağı üzere bunda başarılı olunamayınca biriktiçe birikiyor. Hızlı grupta olmak iyi olmasına iyi de, insan kendini arada sırada "turba ultra süper jet" grupta filan sanıyor. Bir bakıyorsun beş saatte koca fasikül bitirilp yenisine geçilmiş... Dershanedeyken belki çok hissetmiyor insan ne derece yol kat edildiğini ders süresince ama eve dönüp de "Eveeeeeeeet, oturup bir kere de kendim okuyayım." dediğinde inanamıyor... Bir sayfada o kadar yoğun bilgi bombardımanı var ki sayfayı çevirmek bile yarım saatlik bir süreyi alabiliyor bazen... "Bu ezberlenecek, aman bunu unutmayayım, hay Allah, nasıl olur da bu ikisini birbirine karıştırırım?" gibi kendi kendine sorulan ve cevabı asla alınamayacak sorular geçiyor şimşek hızında akıldan, film şeridi gibi görüntüler dersten kalan gözün önünden, vs... Çok mu melodram koktu bunlar ne? Hahahhahaha...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu arada iyi geçtiğini söylediğim sınavın sonuçları da açıklanmış... E, haliyle iyi bir sonuç gelmiş... Ama dershane sınavlarına asla güvenilmez... Ne kötü sonuçlarına üzülünür, ne iyi sonuçlarına sevinilir. İlk okul dördüncü sınıftan beri her sınav vesilesiyle dershaneye gitmiş ve başından girmediği sınav, görmediği deneyim kalmamış biri olarak (kısaca "test dönemi çocukları" çağının bir ferdi olarak) dershane sınav sonuçlarının ne kadar aldatıcı ve gerektiğinde hayal kırıcı, gerektiğinde boş ümitler verici olduğunu biliyorum. Hayatının on sekiz yılını profesyonel "öğrenici ve sınavlarda denek" olarak geçirmiş bulunan ben, hiçbir şekilde böyle boş hayallere ve kendimi gevşetmeye gelemem... (Bu son birkaç cümlede ne dediğimi kendim de anlayabilmiş değilim, siz de anlamak için boşuna çaba sarf etmeyin... Hahahhahaha)&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İsmi lazım değil, malum internet sitesi, bugün üzerimdeki "foruma girme yasağı"nı kaldırmış... :P Büyük ihsanda bulunmuşlar... Hahahhaha... Sitedeki bütün yazılarım kökten silinmiş... Hahahhaha... :D Yine de üzüldüm, o siteye o kadar referanslı bilgi bulup eklemiştim, birilerinin işine yarayabilirdi o alıntılar... Keşke onları silmeselerdi. Neyse, kendileri bilirler, istedikleri gibi yapsınlar...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Geçenlerde artık adına esinlenme denilemeyecek boyutta bir "araklama" hadisenin varlığından haberdar oldum... Güya Yıldız TİLBE, Nazım HİKMET'in 1918'de yazdığı bir şiirini (ki şiirin adı da "Bence Sen de Şimdi Herkes Gibisin") adeta bire bir kopyalayarak "Peri Masalı" adıyla şarkıcı Gökhan ÖZEN'e satmış, Gökhan ÖZEN de şarkıyı önce albümüne koyacak olmuş, sonra bu işin içinde "bir iş" olduğu bir şekilde fark edilince albümüden çıkarmış, vs... Olayın dedikodu boyutu ne kadardır orasını bilemem tabii ama iki şiiri de okuyunca (Yıldız TİLBE'nin yazdığına da şiir mi diyeceğiz şimdi, ben çözemedim.) aradaki benzerlik (ve hatta aynılık) insanı rahatsız etmiyor değil... Buyrun kendiniz de görün:&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Peri Masalı&lt;/strong&gt;*&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Onlardan kalbime sevda geçmiyor &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Ben yordum ruhumu biraz da sen yor &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Çünkü bence sen de herkes gibisin &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Yolunu beklerken daha dün gece &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Kaçıyorum bugün senden gizlice &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Bu kadarı fazla yaralı kalbime &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Yere göğe, gördüğünü, görmediğine &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Peri masalı gibi &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Düşeceğim aşka biter mi borcum &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Yine aşk ile &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Bu kadarı fazla dönersem şöyle &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Deliye dönersem &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Düşeceğim aşka biter mi borcum &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Yine aşk ile&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Bence Sen de Şimdi Herkes Gibisin&lt;/strong&gt;** &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Onlardan kalbime sevda geçmiyor &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Ben yordum ruhumu biraz da sen yor &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Çünkü bence şimdi herkes gibisin &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Yolunu beklerken daha dün gece &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Kaçıyorum bugün senden gizlice &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Kalbime baktım da işte iyice &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Anladım ki sen de herkes gibisin &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Büsbütün unuttum seni eminim &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Maziye karıştı şimdi yeminim &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Kalbimde senin için yok bile kinim &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Bence sen de şimdi herkes gibisin&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;*Yıldız TİLBE&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;** Nazım HİKMET&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Haberin kaynağı: &lt;a href="http://www.bozuntu.org/viewtopic.php?t=311&amp;highlight"&gt;http://www.bozuntu.org/viewtopic.php?t=311&amp;amp;highlight&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Acaba bu bir tür zamana ayak uydurması mı oluyor şiirlerin? Ya da alıntıyı yaptığım yerde dendiği gibi "Eski sanatçıların eserleri bizim şarkıcılara malum olmaya başladı galiba.."&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-110782377540354041?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/110782377540354041/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=110782377540354041' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110782377540354041'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110782377540354041'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/02/malum-olmak-zerine.html' title='Malum Olmak Üzerine'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-110773537384756843</id><published>2005-02-07T01:41:00.000+02:00</published><updated>2005-02-07T02:18:51.046+02:00</updated><title type='text'>Kaçış... Kaçamayış... :P</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Uzun zamandır faydalandığım bir site var. (&lt;a href="http://www.bozuntu.org"&gt;www.bozuntu.org&lt;/a&gt;) Turkish Music Community olarak sanal alemde faaliyet gösteren sitede her türlü konuda paylaşımda ve fikir alış - verişinde bulunulabilecek forumlar mevcut. Aslında siteyi keşfetmem mp3 aramam sırasında oldu, çoğunlukla da siteden mp3 indirmek maksadıyla yaralanıyorum, am diğer bölümler de oldukça kapsamlı. Özellikle programlar bölümü çok iyi. İşinize yarayacak her türlü program ve çoğu için aynı zamanda cr*ck bulmanız mümkün. Paylaşım seviyesi oldukça yüksek, daha da önemlisi şimdiye kadar hiç sorun yaşamadım bu siteden download yaparken. Malum p2p paylaşım ağlarından özellikle kazaa son dönemlerde işi iyice cıvıttı... İndirdiğiniz programın enfekte olma ihtimali oldukça yüksek seviyelerde olabildiği gibi,daha da sinir bozucu olanı ne indirmeyi hedefleyerek yola çıkmış olduğunuzu elinize geçenle karşılaştırdığınızda yeniden düşünmeniz gerekebiliyor... Kazaa'nın yüklediği spyware ve ad-ware de cabası... Her yükleme sonrasında bilgisayarı taratmak ve bu sinir bozucu reklam ajanlarından kurtulmak gerekiyor vs... Daha pek çok dezavantaj ve buraya yazmakla bitmeyecek sinir bozucu detay aklıma geliyor ama sizler de çoktan aynı şeyleri yaşadığınız için zaten neden bahsettiğimi çok iyi biliyor olmalısınız. Diğer paylaşım ağlarında da durum çok farklı değil. Üstelik insanın alıştığı bir programdan öyle hemen vazgeçesi gelmiyor. Gıcık edici birtakım sorunların üstesinden kazaa lite yüklenerek kurtulanamıyor değil, ama yine de insanın güveni bir kere sarsılmaya görsün, aynı istekle o programı kullanası gelmiyor. Neyse bu kadar uzun bir girizgâhtan sonra özetle söylemek istediğim, bence iyi bir site bozuntu.org, denemenizde fayda var... Hiçbir beklentisi olmadan insanların birbirlerinden isteklere cevap verme çabaları gerçekten takdiri hak ediyor, full albüm arşivinizi buradan rahatça genişletebilirsiniz, diğer bölümlerde daha yakından tanışmak ve dostluğu ilerletmek de mümkün. Ben "İşiniz düşerse uğrayın." derim. Hazır konu bu noktaya gelmişken, ben de tekrar paylaşımda bulunan herkese teşekkür edeyim... :P&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün garip bir sersemlik vardı üstümde... Pazartesi olduğuna günün öyle şartlandırmışım kendimi neredeyse iyice hazırlanıp dershaneye bile gidecektim... Bu ginsenc'in beni daha dikkatli yapması gerekmiyor muydu? Ben de tam tersi oluyor gibi sanki... Ama "düz duvar" etkisi gerçekten var, buna bizzat tanıklık ediyorum... Hahahahah...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ring" filmini izlediğimi hatırlıyorum da yakında gösterime girecek "Ring - 2" için heyecanlanmıyor değilim. Üstelik bu sefer yönetmenliği de asıl filmin yönetmei (Hideo NAKATA) üstlenmiş. İlk filmin etkisinden uzunca süre kurtulamamıştım. İkincisinin fragmanları da fazlasıyla korkutucu görünüyor... Bir sahnede "kötü ruh" mu, "ölmüş kız" mı, artık ne diyeceksek o varlığa, televizyondan çıkmaya çalışıyor, ilk filmde oğlunukurtarmaya çalışan anne de onu ellerinden geri itmeye... Garip bir sahne... Ne zaman karıncalanmış ekran görsem, aklıma "Ring" gelir olmuştu bir dönem. İkinci bölümü hem merak ediyorum, hem de gitmek istemiyorum... Ne yalan söyleyeyim, ben ilkinden sonra günlerce (gecelerce mi demeli?) rüyamda o uzun siyah saçları yüzüne dökülen kızı gördüm... Hahahaha... Sanırım, rahatlıkla en korktuğum filmler listesine ekleyebilirim "Ring"i. "Ring - 2" de birincisinden geri kalmışa benzemiyor. Psikolojisini bozuyor insanın vallahi böyle filmler... Korku - gerilim en sevdiğim film türüdür halbuki... Ama bu kadar korkmanın da bir gereği yok, değil mi? Hahahahah... Bakayım, filmin internet sitesi varsa yazayım, merak eden olursa gidip oradan incelesin: &lt;a href="http://www.ring2-themovie.com/"&gt;http://www.ring2-themovie.com/&lt;/a&gt;(PG - 13 olduğunu hatırlatayım...) Bu arada ufak bir not, sitenin kendisi bile fazlaca geriyor insanı... :P&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde Razzie'lerden bahsetmiştim... Şimdi aklıma geldi, ilgilenenler için aday listesi ve çok daha fazlası (reklam sloganı gibi mi oldu ne? :P) burada: &lt;a href="http://www.razzies.com/asp/directory/XcDirectory.asp"&gt;http://www.razzies.com/asp/directory/XcDirectory.asp&lt;/a&gt; Bu seneki ödüllerde 25. yıl özel ödüllerinin de verilecek olması ayrı bir eğlence konusu olacağa benziyor... Adayları görmek için siteyi ziyaret edin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada geri sayım devam ediyor... Bunların hepsi basit bir konudan uzaklaşma çabası olarak da değerlendirilebilinir. Kaçış mümkün mü peki? :P &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-110773537384756843?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/110773537384756843/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=110773537384756843' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110773537384756843'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110773537384756843'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/02/ka-kaamay-p.html' title='Kaçış... Kaçamayış... :P'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-110770009436455057</id><published>2005-02-06T16:26:00.000+02:00</published><updated>2005-02-06T16:28:14.363+02:00</updated><title type='text'>Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Resmi Gazete&lt;br /&gt;Tarih: 9.12.2004; Sayı: 25665&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanun No: 5258&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amaç ve kapsam&lt;br /&gt;MADDE 1. - Bu Kanunun amacı; Sağlık Bakanlığının pilot olarak belirleyeceği illerde, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi, birey ihtiyaçları doğrultusunda koruyucu sağlık hizmetlerine ağırlık verilmesi, kişisel sağlık kayıtlarının tutulması ve bu hizmetlere eşit erişimin sağlanması amacıyla aile hekimliği hizmetlerinin yürütülebilmesini teminen görevlendirilecek veya çalıştırılacak sağlık personelinin statüsü ve malî hakları ile hizmetin esaslarını düzenlemektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanımlar&lt;br /&gt;MADDE 2.- Aile hekimi; kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini yaş, cinsiyet ve hastalık ayrımı yapmaksızın her kişiye kapsamlı ve devamlı olarak belli bir mekânda vermekle yükümlü, gerektiği ölçüde gezici sağlık hizmeti veren ve tam gün esasına göre çalışan aile hekimliği uzmanı veya sağlık Bakanlığının öngördüğü eğitimleri alan uzman tabip veya tabiptir&lt;br /&gt;Aile sağlığı elemanı; aile hekimi ile birlikte hizmet veren hemşire, ebe, sağlık memuru gibi sağlık elemanıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Personelin statüsü ve malî haklar&lt;br /&gt;MADDE 3. - Sağlık Bakanlığı; Bakanlık veya diğer kamu kurum veya kuruluşları personeli olan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı elemanı olarak çalıştırılacak sağlık personelini, kendilerinin talebi ve kurumlarının veya Bakanlığın muvafakatı üzerine, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın, sözleşmeli olarak çalıştırmaya veya bu nitelikteki Bakanlık personelini aile hekimliği uygulamaları için görevlendirmeye yetkilidir.&lt;br /&gt;Aile sağlığı elemanları, aile hekimi tarafından belirlenen ve Sağlık Bakanlığı tarafından uygun görülen, kurumlarınca da muvafakatı verilen Bakanlık veya diğer kamu kurum ve kuruluşları personeli arasından seçilir ve bunlar sözleşmeli olarak çalıştırılır. Bu suretle eleman temin edilememesi halinde, Sağlık Bakanlığı, personelini bu hizmetler için görevlendirebilir. ıhtiyaç duyulması halinde, Türkiye'de mesleğini icra etmeye yetkili ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinin (A) bendinin (4), (5) ve (7) numaralı alt bentlerindeki şartları taşıyan kamu görevlisi olmayan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı elemanları; Sağlık Bakanlığının önerisi, Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine sözleşme yapılarak aile hekimliği uygulamalarını yürütmek üzere çalıştırılabilir.&lt;br /&gt;Sözleşmeli olarak çalışan aile hekimi ve aile sağlığı elemanları kurumlarında aylıksız veya ücretsiz izinli sayılırlar ve bunların kadroları ile ilişkileri devam eder. Bu personel, talepleri halinde eski görevlerine atanırlar ve sözleşmeli statüde geçen süreleri kazanılmış hak derece ve kademelerinde veya kıdemlerinde değerlendirilir. Sözleşmeli personel statüsünde çalışmakta iken aile hekimi ve aile sağlığı elemanı statüsüne geçenlerden önceki sözleşmeli personel statüsüne dönmek isteyenler, eski kurumlarındaki boş pozisyonlara öncelikle atanırlar ve bu madde kapsamındaki çalışmaları hizmet sürelerinde dikkate alınır.&lt;br /&gt;Kadroya bağlı olarak veya sözleşmeli personel pozisyonlarında görev yapan personelden Sağlık Bakanlığınca aile hekimi veya aile sağlığı elemanı olarak görevlendirilenlere, 209 sayılı Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına Bağlı Sağlık Kuruluşları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun uyarınca ek ödeme yapılmaz. Bunlara, aylıklarına ve ücretlerine ilaveten, çalıştıkları günler dikkate alınarak aşağıdaki fıkrada belirlenen miktarların yarısını aşmamak üzere tespit edilecek tutarda ödeme yapılır.&lt;br /&gt;Sözleşme yapılan aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarına, 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) bendine göre belirlenen en yüksek brüt sözleşme ücretinin aile hekimi için (6) katını, aile sağlığı elemanı için (1,5) katını aşmamak üzere tespit edilecek tutar, çalışılan ay sonuçlarının ilgili sağlık idaresine bildiriminden itibaren onbeş gün içerisinde ödenir.&lt;br /&gt;Sözleşmeli olarak çalışmaya başlayanların, daha önce bağlı oldukları sosyal güvenlik kuruluşlarıyla ilişkileri aynı şekilde devam ettirilir. Ancak, her türlü prim, kesenek ve kurum karşılıkları bu fıkrada belirtilen ücretlerden kesilerek ilgili sosyal güvenlik kuruluşuna aktarılır. Bunlar önceki durumları çerçevesinde tedavi yardımlarından yararlanmaya devam ederler.&lt;br /&gt;Aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarının durumları ve aile hekimliği uzmanlık eğitimi almış olup olmadıkları da dikkate alınmak suretiyle yapılacak ödeme tutarlarının tespitinde; çalıştığı bölgenin sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi, aile sağlığı merkezi giderleri, tetkik ve sarf malzemesi giderleri, kayıtlı kişi sayısı ve bunların risk grupları, gezici sağlık hizmetleri ile aile hekimi tarafından karşılanmayan gider unsurları gibi kriterler esas alınır. Sağlık Bakanlığınca belirlenen standartlara göre, koruyucu hekimlik hizmetlerinin eksik uygulaması veya hasta sevk oranlarının yüksek olması halinde bu ödeme tutarından brüt ücretin % 20'sine kadar indirim yapılır. Sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi ücreti, aile sağlığı merkezi giderleri, tetkik ve sarf malzemesi giderleri ve gezici sağlık hizmetleri ödemelerinden Damga Vergisi hariç herhangi bir kesinti yapılmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamuya ait taşınmazların kullanımı&lt;br /&gt;MADDE 4. - Hazine, belediye veya il özel idaresine ait taşınmazlardan aile sağlığı merkezi olarak kullanılması uygun görülenler, Maliye Bakanlığı, belediye veya il özel idarelerince bu amaçla kullanılmak üzere doğrudan aile hekimine kiraya verilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hizmetin esasları&lt;br /&gt;MADDE 5. - Aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde kişilerin aile hekimine kaydı yapılır. Bakanlıkça belirlenen süre sonunda kişiler aile hekimlerini değiştirebilirler. Her bir aile hekimi için kayıtlı kişi sayısı; asgari 1000, azami 4000'dir. Aralıksız iki ayı aşmayan süreyle kayıtlı kişi sayısı 1000'den az olabilir.&lt;br /&gt;Aile hekimliği hizmetleri ücretsizdir; acil haller hariç, haftada kırk saatten az olmamak kaydı ile ilgili aile hekiminin talebi ve o yerin sağlık idaresince onaylanan çalışma saatleri içinde yerine getirilir. Aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde acil haller ve mücbir sebepler dışında, kişi hangi sosyal güvenlik kuruluşuna tâbi olursa olsun, aile hekiminin sevki olmaksızın sağlık kurum ve kuruluşlarına müracaat edenlerden katkı payı alınır. Alınacak katkı payı tutarı, Sağlık, Maliye ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlıklarınca müştereken belirlenir. Aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde, diğer kanunların aile hekimliği hizmetleri kapsamındaki hizmetlerin sunumu ile sevk ve müracaata ilişkin hükümleri uygulanmaz. Yabancılar hakkında ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.&lt;br /&gt;Aile hekimlerinin şahsi kayıtları ilgili il ve ilçe sağlık idare birimlerinde tutulur. Aile hekimlerinin kullandığı basılı veya elektronik ortamda tutulan kayıtlar, kişilerin sağlık dosyaları ile raporlar, sevk belgesi ve reçete gibi belgeler resmî kayıt ve evrak niteliğindedir. Bu kayıt ve belgeler, hekimin ayrılması veya kişinin hekim değiştirmesi halinde eksiksiz olarak devredilir. ılgili mevzuatta birinci basamak sağlık kuruluşları ve resmî tabiplerce düzenlenmesi öngörülen her türlü rapor, sevk evrakı, reçete ve sair belgeler, aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde aile hekimleri tarafından düzenlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denetim, sorumluluk ve mal bildirimi&lt;br /&gt;MADDE 6. - Aile hekimleri ve aile sağlığı elemanları, mevzuat ve sözleşme hükümlerine uygunluk ile diğer konularda Bakanlık, ilgili mülki idare ve sağlık idaresinin denetimine tâbidir. Aile hekimi ve aile sağlığı elemanları, görevleriyle ilgili ya da görevleri başında işledikleri veya kendilerine karşı işlenen suçlarda devlet memurları gibi kabul edilir. Aile hekimi ve aile sağlığı elemanları, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu gereğince mal bildiriminde bulunmakla yükümlüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağız ve diş sağlığı hizmetleri&lt;br /&gt;MADDE 7. - Kişilerin ağız ve diş sağlığını korumak ve bu hizmetlerin daha etkili ve verimli yürütülmesini sağlamak amacıyla, Sağlık Bakanlığınca tespit edilecek illerde pilot uygulama yapılır. Bu hizmetler karşılığında yapılacak ödemelerin, hizmetten yararlananların ilgisine göre bağlı bulundukları kurum bütçelerinden veya sosyal güvenlik kuruluşlarından karşılanması ile diğer hususlara ilişkin usul ve esaslar Maliye, Sağlık ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıkları tarafından müştereken belirlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetmelikler&lt;br /&gt;MADDE 8. - Aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarının çalışma usul ve esasları; çalışılan yer, kurum ve statülerine göre öncelik sıralaması; aile hekimliği uygulamasına geçişe ve nakillere ilişkin puanlama sistemi ve sayıları; aile sağlığı merkezi olarak kullanılacak yerlerde aranacak fiziki ve teknik şartlar; meslek ilkeleri; iş tanımları; performans ve hizmet kalite standartları; hasta sevk evrakı, reçete, rapor ve diğer kullanılacak belgelerin şekli ve içeriği, kayıtların tutulması ile çalışma ve denetime ilişkin usul ve esaslar, Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.&lt;br /&gt;Aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarıyla yapılacak sözleşmede yer alacak hususlar ve bu Kanunda belirlenen esaslar çerçevesinde bunlara yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve şartları, sözleşmenin feshini gerektiren nedenler, Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınarak, Sağlık Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar kurulunca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yürürlük:&lt;br /&gt;MADDE 9.- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yürütme:&lt;br /&gt;MADDE 10. - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-110770009436455057?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/110770009436455057/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=110770009436455057' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110770009436455057'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110770009436455057'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/02/aile-hekimlii-pilot-uygulamas-hakknda.html' title='Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-110766223362575666</id><published>2005-02-06T05:37:00.000+02:00</published><updated>2005-02-06T06:00:57.013+02:00</updated><title type='text'>Oscar mı, Razzie mi?</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Uyudum, bayağı bir uyudum... Bu ginsenc'in beni ayakta tutması gerkmiyor muydu? Daha beter uyuyorum sanki... Hani vardır ya, bir ilaç üretilir, piyasaya sürülür, sonra bir de görülür ki, asıl hedeflenen tedaviden ziyade bir başka soruna daha iyi gelmiş... Bu da öyle bir şey olmasın? Birkaç yıl sonra piyasaya "uyku düzenleyici" adıyla filan sürülürse hiç şaşırmayacağım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geri sayım devam ediyor... Bir hesaplayayım kaç gün kalmış... 62 gün! Yani 2 ay kadar zaman kalmış! Notlar daha duruyor öylece... Çözülecek sorular da cabası. "Bir alana, bir bedava" durumu gibi. Hahahahha... Ders çalışmak nasıl bir iştir ki insanı başlar başlamaz uykuyu düşündürmeye itsin? İlk satırı okumayı bitirmeden, hemen aklın bir köşesinde beliriveren "Kaç sayfa kaldı?" sorusunun kaynağı nedir? Ne tür bir motivasyonsuzluk, her tür bahaneyi çalışılan masadan kalakabilmek adına yaratabilir? Ve bütün bunların olacağı çok iyi bilindiği halde neden bir türlü önüne geçilemez? Bu sorulara verebilecek makûl mantıklı bir cevabı olan varsa, dinlemek isterim. Ben ziyadesiyle soru sormaktan öteye adım atamaz hale gelmiş durumdayım ziya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bezginlik içerisindeyim... Bıkkın, yorgun, depresif... Ruhum karardı yahu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada, ismi lazım değil, siteye girme teşebbüslerim "Bu forumdan atıldınız." türü bir mesajla karşılık buluyor. Hahahhahahha... Sonunda en kolay yolun, kendileri gibi düşünmeyen birini oradan temelli uzaklaştırmak suretiyle çözmek olduğuna karar vermiş olmalılar. Tam onlardan beklenecek türde bir davranış... E, ne de olsa, benim düşüncelerim başkalarını zehirleyebilir, yoldan filan çıkarır maazallah... Hahahahhaha... Bence eksik oldu ammavelakin... Şöyle bana kızgın demirle bir işaret filan koysalardı, olur ya, sokakta filan karşılaşırız birileriyle, benden uzak durmaları gerektiğini anlasınlar 500 metre öteden... Hahahhahaha... Ortaçağ zihniyetindeki bu kişilere ancak Ortaçağ kökenli çözümler yakışır. Ben Abdülhamit baskısından söz ederken fazla iltimaslı davranıp ileri görüşlü yapmışım kendilerini... Hahahhahahaha... Ne güzel eğlence oluyor benim için böyle kişilerin varlığından haber olmam... Benimle beraber benden yüzyıllar öncesinde yaşayan birilerinin düşünce şeklini görebiliyorum. Klasik söyleyiştir, "Tarih deney ile ispat edilemez.". Ben artık bu kadar emin değilim bu söyleyişten. Her gün yaşadığım bu deneyim nasıl açıklanırdı ki yoksa, değil mi? Hahahhaha...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de teşekkürü hak etmedi değiller... "Yiğidi çldür, hakkını yeme." durumu geçerlidir. Beni güldürmeyi başardıkları için bir teşekkür borçluyum onlara... Belki çok bildik bir sözle bitirmek daha iyi olur: "And the Oscar goes to..." Ben Oscar'ımı çoktan verdim... Durun bir dakika, hafızam beni aldatıyor mu ne? Razzies olmasın bu ödül? Hahahhahaha...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-110766223362575666?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/110766223362575666/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=110766223362575666' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110766223362575666'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110766223362575666'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/02/oscar-m-razzie-mi.html' title='Oscar mı, Razzie mi?'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-110755411030712554</id><published>2005-02-04T23:31:00.000+02:00</published><updated>2005-02-04T23:55:50.820+02:00</updated><title type='text'>"Türkleri Anlama Kılavuzu" - Zeki Kayahan COŞKUN*</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Düşündüm de beni anlayamayan zihniyeti ben nasıl anlarım? Ve o da nesi? Bir kitapçıda tam da başlıkta okuduğunuz gibi bir kitap satılıyor. Tabii o anda hemen satın aldım, akşam da evde hemencecik okudum... Artık sizleri daha iyi anlayabiliyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarı tebrik ederim. İyi bir gözlemci olduğu belli oluyor. Gerçekten de "stand-up tadında!" olmuş. Oldukça nüktedan biri olduğunu görebiliyorum. Zekice cümleler ve ince eleştiriler var... Aslında daha ziyade bir durum tespiti gibi görünüyor kitaptakiler ama her gün yaşayıp da fark etmeden yanından geçtiğimiz ufak detaylar da çok güzel hatırlatılmış. Ben okurken oldukça eğlendim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakında devamı niteliğinde bir ikincisi çıkacakmış... Kesinlikle alıp okuyacağım bir kitap. Şimdiden listeme eklemiş bulunuyorum... Diğerlerinin yanına yani... :P Türk gibi yaşamanın ne gibi sonuçları olabileceğini eğlendirerek ve fakat tuhaflığını da yadsımayarak sergilemek gerçekten iyi bir espri konusu. Pek çok stand-up'çının yaptığının yazılı hali gibi değerlendirilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim için önemli olan noktaysa uzak olduğumu hissettiğim bu "Türk kimliği"ni ve onun insana neler katabileceğini biraz olsun daha iyi kavrayabilmemi sağlaması... Bu sayede ismi lazım değil bir internet sitesinde hakkımda devam eden eleştirileri de daha iyi anlıyorum... Şükür ki ben onlardan değilim... Allah'ım nelere kadirsin? Sana tekrar teşekkür borçluyum, beni onlar gibi yaratmadığın için...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu can sıkıcı konuyu geçip kitaptan birkaç satırı paylaşmak, daha doğrusu maddeler halinde verilen kılavuzdan birkaç alıntı yapmak isterim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Madde 60 - Düğün salonunda halay ekibi, başlangıçta pistte çember oluşturarak coşar. Ardından masaların arasından geçerken halaya yeni kişiler alınır. En sonunda düğün salonunun duvarları boyunca halay çekilir. Ve nihayet halaydan kopmalar başlar... Halay ekibi dağılsa da, 2 -3 kişi şuurunu kaybetmiş şekilde halay çekmeye devam eder... Çok sonra anlaşılır ekibin dağıldığı...&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Madde 8 - Pazartesi sabahı ve cuma okul çıkışı, bayrak töreni öncesinde, okul müdürü "evladım konuşmayı kes, arkadaki oğlum önüne dön, öndeki arkana dön, sırayı bozma, bak hâlâ konuşuyor, kime diyorum vs..." bağırışlarıyla müdür olduğunu hisseder, hissettirir...&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Madde 72 - Belediyenin yaptığı kazı çalışmalarında kullanılan iş makineleri, etrafında kalabalığın toplanmasını sağlar... İş makinelerinin temposuna hayran olan fertler, saatlerce kazı çalışmalarını seyredebilirler... Bazılarının çalışmaya katılıp "topla gel, indir, kaldır, hoooop dur..." demesine az kalmıştır...&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;*"Türkleri Anlama kılavuzu" - Zeki Kayahan COŞKUN&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Bir Harf Yayınları&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;İstanbul, 2005&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;1. Baskı - Ocak 2005&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;detaylı bilgi ya da online alış - veriş için:&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;a href="http://www.birharf.com"&gt;www.birharf.com&lt;/a&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;a href="http://www.zekirdek.com"&gt;www.zekirdek.com&lt;/a&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;a href="http://www.yenisayfa.com.tr"&gt;www.yenisayfa.com.tr&lt;/a&gt;&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-110755411030712554?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/110755411030712554/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=110755411030712554' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110755411030712554'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110755411030712554'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/02/trkleri-anlama-klavuzu-zeki-kayahan.html' title='&quot;Türkleri Anlama Kılavuzu&quot; - Zeki Kayahan COŞKUN*'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-110752762844341246</id><published>2005-02-04T16:12:00.000+02:00</published><updated>2005-02-04T16:34:18.066+02:00</updated><title type='text'>Mahkeme Celbi</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;İşi iyice azıtmış haldeler... Devam etsinler... Ben uzaktan seyredip gülüyorum... Hahahahahha... Hatta olayı abartıp beni mahkemeye vereceklerini söylemişler, buyursun versinler... Mahkeme celbini sabırsızlıkla bekliyorum... Ellerimde kelepçelerle mahkemeye oradan da cezaevine giderken görebiliyorum kendimi... Suçum: Fikir beyan etmek!!! "Düşünce suçu"nu suç sayan bu gibi insanlarla beraber aynı ortamda bulunmak ne kadar zor bir durum kabullenmek adına... Yazık, Türk adaleti bir kez daha gereksiz bir davaya sahne olacak. Gazetelerin üçüncü sayfa adli vakaları arasına biz de gireceğiz. Hahahahhaha... Ne komik, acınacak haldeler!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazdıklarıma çok içerlemişler... Aman ne kadar taktım bu şekilde düşünmelerine... Hahahahha... Diyorum, ben burada en komik Cem YILMAZ esprisinden daha komik bularak bu durumu, gülmekten yerlerdeyim, onları son derece ciddi tavırlar içerisinde beni mahkemeye vermekten bahsediyorlar... Celp nerede? Ne zaman gelir? Tanıdıklarımla vedalaşma fırsatım var mı? Hahahahah... Allah'tan idam cezası kaldırıldı... Yoksa beni asardı da bu zihniyet! Hahahahah...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de ilköğretim birinci sınıf düzeyinde paragraf paragraf açıklamaları yapılmış yazdıklarımın. Gözümün önünde "Şair burada ne demek istiyor?" diye soran bir edebiyat öğretmeni canlamıyor... Ben söyleyeyim, paragraf paragraf açıklamalar yetersiz kalır, siz cümle cümle, hatta kelime kelime açıklamalar yapın... Hahahahha... Dur, aklıma daha iyisi geldi... Açıklamaların altından altyazılar geçsin, yukarıda bir bilgi bandı bulunsun, herkesin anlayabilmesi için online destek hattı açılsın... Mütercim tercümanlar tutulsun, spontane tercüme yapılsın... Hahahahhaha...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üyeliğim dondurulmuş... Günün haberi de bu olsa gerek... Donmuş bir üyeliğim var artık, bir de herkesten daha fazla tahammülde bulunulabilmiş olmanın verdiği "number one" olma durumu. Acı acı gülümsüyorum... Ne güzel, donmuş bir üyeliğim, gelecek mahkeme celbini bekleyen posta kutum ve herkesten daha fazla tolerans gösterilmiş yazılarım var... İnsan daha ne ister ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eleştirilerine cevap vermeye tenezzül etmedikçe, durdukları yerde köpürüyorlar. Köpürsünler, kimin umurunda? "Havlayan köpek ısırmaz." bu arada... Ben burda gülüyorum, onlar orda köpürüyorlar... Eleştirilmeye tahammülü olmayan bu kişileri kendilerini geliştirmeye, konulara soğukkanlı yaklaşmaya, o kocaman egolarını biraz ufaltmaya davet ediyorum. Yazık, fazla sinirden tansiyonları filan fırlar... Hahahahah...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar bir baktım, başka ne tür sayıklamalarda bulunulmuş diye? Neymiş efendim, benden doktor olurmuş da adam olmazmış... Hahahahahhah... Bu şu meşhur fıkranın bir güncel versiyonu herhalde. Bana benim adamlığım yeter... Gönderdiği özel mesajlarda benim için yazdıklarını tekrar okursa bunları söyleyen zat-ı muhterem, neden bu kadarlık bir sürede böylesine devasa fikir farklılığı geliştirdiği hakkında açıklayabilecek söz bulabilir mi? Ben o zaman da mesafemi korumuştum, bugün de aynı mesafedeyim. Hiçbir zaman birilerinin şakşakçılığını yapacak biri olmam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazık, yazık, yazık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayıp, ayıp, ayıp...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denilecek söz yok ki! Sözün bittiği an bu andır. Allah ıslah etsin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;P.S.: Mahkeme celbi için adres gerekiyorsa e-mail ile temasa geçiniz lütfen. Hahahahahhahah &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-110752762844341246?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/110752762844341246/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=110752762844341246' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110752762844341246'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110752762844341246'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/02/mahkeme-celbi.html' title='Mahkeme Celbi'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-110750578365158729</id><published>2005-02-04T10:06:00.000+02:00</published><updated>2005-02-04T10:30:05.890+02:00</updated><title type='text'>Güleriz Acınacak Halimize</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Bir süredir forumlarına katıldığım bir sitede (&lt;a href="http://www.doktorlarkulubu.net"&gt;www.doktorlarkulubu.net&lt;/a&gt;) son zamanlarda işler iyice çığırından çıktı. Bana göre haksız bir şekilde yazdıklarımı sildikleri için moderatörleri ve admin.'i eleştirmek gafletinde bulundum. Nasıl bir tepkiyle karşılaştığımı anlatamam... Eleştirilmeye bu kadar tahammülsüz bir toplum olup çıkış sebebimiz nedir? Daha da önemlisi, benimle muhattap olduğunu sana bu kişiler yazdıklarımı da anlamaktan aciz. Türkçe konuşabildiğimi ve derdimi anlatabildiğimi sanıyorum... Ama ya ben kendimi yanlış tanıyorum, ya da bu forumlarda bana cevap verenler Türkçe anlamıyor... Hayır, anlama kapasitelerinden şüphe ettiğimi söyleyeceğim, olmayacak, burada doktor olduğunu söyleyen kişilerden bahsediyorum. Yine de insanın aklına garip düşünceler gelmiyor değil...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Eleştirileri yönelttiğim kişilerden bir cevap beklerken, bir de ne görüyorum, konuyla hiç ilgisi olmayan kişiler onlardan daha hevesli davranarak öne çıkmışlar. Ben bunları "kraldan çok kralcı" diye niteledim... Onu da yanlış anlamışlar... İstedikleri gibi olsun, beni artık ilgilendirmiyor zaten. Yine de sinir oldum. Tanımadığın kişiler hakkında yorum yaparken bu kadar önyargılı olmamak lazım... Hele yorumdan ziyade yaptığın artık hakaret boyutuna ulaşıyorsa, o zaman sen de aynı muameleyi görmeyi hak edersin. Hayatım boyunca hakaretengiz cümlelerin ağzımdan çıkmamsı için gayret gösterdim, ama sabır sınırlarının aşıldığı anlarda artık yapılacak bir şey kalmıyor... Kaldı ki, bu sitede söylenen çoğu şeyi yuttum, hiçbirine cevap vermeye tenezzül bile etmedim... Beni anlayacaklarından ciddi şüphelerim bu kişilere değil yanıt vermek hakaret etmek bile lütuf olur... Onlara böyle bir zevki yaşatacak değilim... Ezik kişilikler ezikliklerini sanal ortamlarda birbirlerini asla görmeyeceklerini bildikleri kişilere oturdukları yerden küfretmeyi sürdürsün... Ben onlardan değilim, olmaya niyetim de yok...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Beni üzen nokta, neden bu kadar eleştiriye kapalı olduklarını anlamamış olmam. Biraz olsun insan "Acaba yaptığım gerçekten yanlış olabilir mi?" diye düşünemez mi? Empati kurmayı deneyemez mi? "Neden bana böyle bir şey söylediler?" diye düşünmez mi? En korktuğum şeylerden birdir yanlış anlaşılmak benim... Bunlar hiç yanlış anlaşılmaktan korkmaz mı? Allah'a havale ediyorum cümlesini... Ne de olsa en adil yargılama O'nun huzurunda olacak!&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İşin bir de komik tarafı aslında... Gülsem mi bilemiyorum tam... Şimdi aklı sıra beni eleştirdiğini sanan acınacak zihniyet, aslında benden başkasının yazdıklarını benimle özdeşleştirmek gafletinde de bulunmuş. Ama dediğim gibi, cevap vermeye, birtakım düzeltmeler yapmaya, akıllarına girsin diye detaylı açıklamalar yapmaya niyetim de yok... Beni istemeyeni ben hiç istemem. Kaldı ki öyle saçma bir sebepten çıktı ki bu tartışma, ben bile nasıl bu derece büyüyebildiğini anlayamadım... Ama yazının başında da dedim ya, giderek daha beter bir "burnundan kıl aldırmama" boyutuna gidiyoruz. Gülsem mi, ağlasam mı anlamıyorum... Sinirlenmenin anlamı yok, farkındayım, yine de engel olamıyorum... İnadına bir yanlış anlama çabası içinde değilse bu kişiler, nasıl olur da yazdığım bilmem kaç satırlık bir eleştiri yazısı olayı bu denli büyütüp kişiliğe hakaret etme düzeyine (düzeysizliği mi demeli yoksa) taşımış olabilir ki? Dönüp dönüp yazdıklarımı yeniden okuyorum... Nerde yanlış anlamış olabileceklerini göremiyorum. Belki de fazla hassas davranıyorum, ben de diğer herkes gibi öylesine bir "lay lay lom" hayat sürme kolaycılığına kaçmalıyım... Kaçmalı mıyım gerçekten?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İçlerinden birinin yazdıklarına ise artık sadece gülüyorum... Bu kadar düşebileceklerini, seviyeyi de beraberlerinde sürükleyerek, açıkçası kırk yıl düşünsem aklıma getiremezdim. Buyurun okuyun, siz de katıla katıla gülün: (Aynen, noktalama vs. değiştirmeden alınıtılıyorum.)&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;em&gt;Benim kızım yok. ama birisi çukurova mühendislik fakültesinde , diğeri ege tıpta okuyan ARSLANLAR gibi iki oğlum var. oğullarıma senin gibi bir adamın ne kızını alırım ..ne de bacısını alırım.. üzerine para versen , yatlar katlar versen yinede ne kızını ne de bacını oğullarıma asla almam.. almayı bırak , birlikte gezmelerine müsade etmem. aramızda asla bir akrabalık bağı olamaz.&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu nedir şimdi? Acı acı gülmekten başka ne yapılır ki bu tür sözler karşısında? Benim bu yaşadıklarımdan çıkardığım şudur: Kimseyi eleştirme, kimseye akıl verme. Ne de olsa karşındaki kişinin nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu bilemezsin, "buluttan nem kapan" tiplerden biri olabilir... Daha da kötüsü, dediklerini de anlayamayacak "ezik karakterli" biri çıkması ihtimal dahilindedir.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Evet, bunu bir kenara not etmeli...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-110750578365158729?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/110750578365158729/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=110750578365158729' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110750578365158729'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110750578365158729'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/02/gleriz-acnacak-halimize.html' title='Güleriz Acınacak Halimize'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-110747915546099161</id><published>2005-02-04T03:05:00.000+02:00</published><updated>2005-02-04T04:40:25.780+02:00</updated><title type='text'>Abesle İştigal... Son Sürat...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://deathwilltakeyou.blogspot.com/"&gt;Death&lt;/a&gt; - İlginç vesselam&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://katrinamchugh.blogspot.com/2005/02/its-funny-where-boredom-will-lead-you.html"&gt;Drifting Along: It's funny where boredom will lead you....&lt;/a&gt; - Herkesin başlangıç noktası bu sanırım &lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://abbyobrien.blogspot.com/"&gt;Thoughts from Abby&lt;/a&gt; - Bakılabilinir &lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Neyle meşgul olduğum anlaşılıyor herhalde...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sınava bu kadar süre kalmışken bu motivasyon eksikliğini neye bağlamak gerekir acaba?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Stres sadece... Her şey stres yaratır oldu bende...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu arada LAA'nın filmini de hâlâ göndermiş değilim. Ayıp oluyor yahu...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bugün inşallah... &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-110747915546099161?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/110747915546099161/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=110747915546099161' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110747915546099161'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110747915546099161'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/02/abesle-itigal-son-srat.html' title='Abesle İştigal... Son Sürat...'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-110739186271175865</id><published>2005-02-03T02:36:00.000+02:00</published><updated>2005-02-03T04:57:05.543+02:00</updated><title type='text'>Paranoya</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Gözlerim yanıyor... İnsanın durduk yerde neden gözü yanar ki? Allah Allah... Garip yaratıklarız vesselam...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Dün LLA'ya göndermeyi düşündüğüm DVD'yi aradım... Yok yahu o film piyasada... Gerçi ben dergide piyasaya çıktığını filan okuduğumu hatırlıyorum ama baktığım hiçbir yerde bulamadım... Ayıp olacak çocuğa... O yüzden ben de bir başka film göndereceğim ona... Bir konuşmamızda bu gönderdiğimi de seyretmediğini söylemişti. İşin zor tarafı, nasıl açıklayacağım bunu çocuğa? Buluruz bir yolunu herhalde... Zarf filan hazır, her şey gönderilmek için uygun. Zarfın üzerine adres yazıp yazmamak konusunda tereddütte kaldım... Ama yazdım gene de. Bu şekilde artık anonim kalamayacağım ama yine de bir şekilde eline geçemezse zarf, bana geri gelmesi daha iyi... Aslında eğer eline geçmezse geri gelmez o zarf bana ama... Yine de bilmiyorum ya, o bana söyledi adını adresini, ben de ona açık edebilirim herhalde benimkileri... Bu internet insanı paranoyak mı yapıyor ne?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Paranoyak olduğum bir başka şey de bu mp3 paylaşımları bugünlerde... Her gün yeni bir haber çıkıyor, güya paylaşım yapılanlar takip ediliyormuş filan, davalar açılıyormuş, acayip büyük para cezaları veriliyormuş... Bir taraftan hak veriyorum böyle yapılmasına, bir taraftan da bana ters geliyor bu cezalar. Yani şimdi önce dinleyip almaya sonra karar vermek daha doğru değil mi? Neden beğenmediğim bir albüm için para vermiş duruma düşeyim ki? Sonra ABD'de iş daha da korkunç bir halde. Orada müzik siteleri şarkıları 1 Dolar gibi rakamlara satıyorlar bildiğim kadarıyla... Şimdi bu da bir nevi hakaret değil mi sanatçıya? "Senin şarkının değeri 1 Dolar ediyor." demek? Bilemiyorum...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir de sinir bozucu bir şey oldu... Şimdi bilgisayarımda 2 anti-virüs programı var. Biri bir virüs bulduğunu haber veriyor... Virüsü bulduğu yere gidip bakınca böyle bir dosya olmadığını görüyorum. İşin ilginci daha update halde olan ikinci virüs yazılımı böyle bir sorun rapor etmiyor... Hangisine inanacağımı şaşırdım... Birincisi saçmalıyor gibi geliyor bana... Daha da sinir bozucu bir durum, hem virüs olduğunu rapor ediyor, hem de bunu temizleyemeyeceğini söylüyor... Şimdi bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Ne yani bu? Madem buldun temizle, değil mi? Ama temizleyemiyormuş... Anti - virüs yazılımı geliştirenler nasıl bir halet-i ruhiye içindedir ki temizletemeyecekleri zararlı programları buldurtup kullanıcıyı tedirgin ederler... Gerçi bu tip yazılımlarım zaman zaman hatalı uyarılar verdiği de bir gerçek... Muhtemelen benim için de geçerli olan şu anda böyle bir durum, ama yine de insan rahatsız oluyor... Paranoyak kesildim... Bütün adres defterimi temizledim... Belli mi olur, yayılır filan... En kısa zamanda bir başka yazılımla yeniden taratmak lazım hard disc'i...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bugün resmen paranoyağım...&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-110739186271175865?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/110739186271175865/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=110739186271175865' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110739186271175865'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110739186271175865'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/02/paranoya.html' title='Paranoya'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-110731486379480117</id><published>2005-02-02T04:58:00.000+02:00</published><updated>2005-02-02T23:55:52.093+02:00</updated><title type='text'>Métro, boulot, dodo...</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Yemek yemeye çalışıyorum... Çalışıyorum, diyorum çünkü gerçekten bir uğraş içindeyim... Yan masada bir kadın oturuyor, otuzlu yaşlarında muhtemelen, elinde bir sigara, dumanını sanki inadına inadına yüzüme üflüyor... Her duman bulutu içerisinde gözlerim daha bir yaşarıyor... Boğazım yanıyor filan, resmen yemek yemek işkence haline gelmiş durumda. Bu da yetmezmiş gibi tam karşıma bir çift oturuyor... İkisinin de ellerinde birer sigara, daha bitmeden yenilerini yakmaya hazırlar. Önlerinde bir tepsi, tepside yiyecek bir şey yok, bir kola almışlar sadece, muhtemelen sigara dumanının kuruttuğu boğazlarını nemlendirmek için... Tehlike giderek artıyor... Boğuldum boğulacağım diye bekliyorum...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Tipik bir fast - food lokantası. Yerleşim, yenilen içilen şeyler her yerde görmeye alıştığımız gibi... Ama burasını özellikle seviyorum. Her geldiğimde oturduğum bir yer var. Tam karşı duvarda beni her defasında yeniden etkilemeyi başaran bir resim duruyor. Bütün duvar boyunca kadınlı erkekli bir kalabalık, belli ki aceleleri var, erkeklerin ellerinde Bond çantalar, kravatları rüzgarda uçuyor, kadınlar son derece özenli giyinmiş, fularlar saçlar rüzgarda dalgalanıyor... Tipik bir iş çıkışı anı gibi... Bütün bu kalabalık resmin arka planına yerleştirilmiş, soluk bir griye mahkum edilmiş... Ön planda tüm kalabalığın tersi istikamette yürüyen bir kadın var. Tepeden tırnağa kımızılar içinde. Yüzünde garip bir hüzün var, sanki her an ağlamaya hazır gibi görünüyor. Beni çok etkileyen mahzun bir görünümü var... Niye böyle üzgün? Ressam neden böyle üzgün çizmiş bu kadını? Ve belki de en önemlisi bu resim, onu oldukça iyi bilmeme rağmen, neden her seferinde yeniden etkilemeyi başarıyor? Kadın acayip yalnız görünüyor... İçimden o kadına yardım etmek geliyor...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Lokanta yine dolup taşıyor nedense. Herhalde yarıyıl tatili olduğu için. Bir de dışarıda buz gibi bir hava var. Dünkü karlar erimiş tümden, acı bir rüzgar insanın yüzünü yakıyor... Dün sokağa çıkamayanlar da belli ki bugün kendilerini dışarı atmışlar. Dışarının soğuğu da onları içerilere kaçmaya zorlamış herhalde. Lokanta da haliyle dolmuş. Yer değiştiremiyorum, sigara dumanı gittikçe daha tahammül edilemez hale geliyor. Neden içiyorlar bu zıkkımı? Onlara ne veriyor ki bu? Doktor olmanın zor taraflarından biri de bu galiba... Neyin iyi, neyin kötü olduğunu öğreniyorsun, ama birileri kötü bir şey yaptığında onun olası zararları gözünün önünde canlanıveriyor. Hangi ülkeydi o, Kanada mı ne? Sigara paketlerinin üzerine çürümüş akciğer resimleri filan koyuyorlarmış, içmeyi düşünüp de alacak olan olursa belki etkilenirler diye... Ne derece etkili oluyordur bilemem, ama burada da öyle bir şeyler yapılsa acaba birileri etkilenir mi?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Aklıma hocanın derste söylediği bir şey geldi birden... "Bir kadının kendine yapabileceği en kötü şey siagara içmektir." Yanımdaki kadına bakıyorum, kendine en büyük kötülüğü yaptığının farkında mı acaba?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir şey daha söyleyeyim, nerden esti bilmiyorum ama... Bugün itibarıyla "self medication"a başlamış bulunuyorum... Dikkat toplamak için ginsenc almaya başladım. Ama Kore malı ginsenc olmalı, kırmızı olanından. Dozunu da düzgün ayarlamak lazım, yoksa duvarlara tırmanırız valla... Hahahahahhah... İşe yarar mı acaba? Bekleyelim, görelim...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bugünlerde bir şarkıya fena takmış haldeyim... Ne zamandır piyasada vardır bu şarkı, eski midir, yeni midir, hiç bilmiyorum. Gökhan KIRDAR söylüyor, adı da "Üstüme Basıp Geçme". Eskiden "Yerine Sevemem" diye bir şarkısı vardı, o da güzel şarkıydı. Sonra ortalardan kayboldu, adını bir daha uzunca süre duymadım, en azından ben rastlamadım. Neyse, uzun lafın kısası, şarkının sözleri acayip etkileyici, müzik de çok güzel olmuş... Dinlemek lazım bence.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Fransızlar "Métro, boulot, dodo..." derlermiş günlerinin sıradanlığını anlatmak için... Aynen burada durum budur. Değişiklik olur mu ki acaba yakın bir zamanda? Herhangi bir zamanda?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-110731486379480117?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/110731486379480117/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=110731486379480117' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110731486379480117'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110731486379480117'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/02/mtro-boulot-dodo.html' title='Métro, boulot, dodo...'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-110713692406551095</id><published>2005-01-31T03:51:00.000+02:00</published><updated>2005-01-31T04:02:04.066+02:00</updated><title type='text'>Dehşete Düşüren An</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Ya az önce resmen dehşete düştüm... Bu yukarıda "Next Blog" diye bir yer var ya, oraya click'ledim, hani öylesine, ne var orada, insanlar neler yazıyormuş diye, karşıma çıkan sayfalar gerçekten korkuttu beni ya... Evet, doğru kelime bu, hissettiğim korkuydu ya... Belki biraz da hüzün. Garip bir karışım velhasıl. İnsanların neler yazdığını bir görseniz, ya resmen intihar günlükleri bunlar. Çocuğun biri, sayfanın sağında 16 yaşında olduğu yazıyor, kendisini kesmek istediğinden bahsediyor, o derece hayatından bıkmış... "Kan görürsem rahatlayacağım sanki.", diye yazmış. Kendi başına gelen şeylerden bahsediyor... Her şeyi kötü görme eğiliminde filan, yalnızlıktan dem vuruyor, arkadaşları yokmuş falan filan... Ya resmen intiharın eşiğinde... Şimdi ne yapılabilir ki bu çocuğa? İçimde garip bir yardım etme isteği duydum, ama ne yapabilir ki... Çocukcağız kilometrelerce uzakta, ABD'nin bilmem hangi eyaletindeki bilmem hangi kasabasında... Ama yine de birkaç satır bir şey yazdım sayfasına, esprili birkaç cümle... Kötü hissettim kendimi ya... Tek örnek de bu değil ayrıca... Ondan önce de bir kızın sayfası vardı, gene uzak diyarlardan bir yerden... o da belli ki kendisini aşırı eleştiriyor, depresyonun eşiğinde, sahte mutlulk oyunları kurmuş kafasında, kendini mutlu ettiğini sanıyor... Yazık yahu, ona da birkaç satır bir şey yazdım, elimden fazlası gelemez ki zaten... Ama bu gece gerçekten şoke oldum ben, ne kadar çok insan bu kendinden ve çevresindeki herkesten ya da her şeyden nefret etme halet-i ruhiyesinde! Allah hepimizi ıslah etsin ne diyeyim? Korktum ben yahu, belki de üzülmekten çok korktum...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-110713692406551095?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/110713692406551095/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=110713692406551095' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110713692406551095'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110713692406551095'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/01/dehete-dren.html' title='Dehşete Düşüren An'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-110713465274226779</id><published>2005-01-31T02:52:00.000+02:00</published><updated>2005-01-31T03:24:12.743+02:00</updated><title type='text'>mp3 İndirmek</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Vaktimin büyük kısmını mp3 indirerek harcadım. Eski şarkıları hatırladım bayağıdır dinlemediğim. İyi oldu. Can sıkıntısı işte... Vakit geçirmek için iyi bir yol. Tabii keşke indirdiğim şarkıları kaydetmeyi de düşünmüş olsaydım. Hahahahhaha... Hepsi gitti yahu. Kaydet yerine aç seçmişim hiç farkında olmadan. Açılıyorlar da, yeni bir şey indirince kayboluyorlar... Dikkat etmek lazım. Sınavda da böyle oluyor işte genelde. Ufacık bir şey dikkatinden kaçıveriyor insan, bildiğini yapamamak diye bir şey var ya, işte bu olsa gerek. Hani birine sorarsın bir konu hakkında herhangi bir şey, adam sana acayip detaylı anlatıverir de sınav günü hocanın karşısına geçince birden aptallaşıverir ya. O yüzden hep sınavların neyi ölçtüğünü merak etmişimdir. Şimdi bu adam bilmiyor muydu yani bu soruların cevabını? Bal gibi biliyordu, işte az önce kendin şahit olmuştun, ama bazen öyle bir an geliyor ki, hani bu "Beynim durdu." lafı var ya, öyle bir şey oluyor, insanın ağzından tek kelime çıkamıyor. Öyle aptal ve boş bakışlar atıyorsun etrafa... Petit mal nöbet böyle bir şey mi ola ki? Neyse, uzun lafın kısası, sınav aslında ne bildiğinden ya da bilip bilmediğinden çok, o stres karşısında ne kadar dayanıklı kalabildiğini ölçüyor. Dikkatini mesela, ya da ilk seçeneğe sazan gibi atlayıp atlamadığını, ne kadar soğukkanlı düşünebildiğini filan... O zaman sınavla ilgili bu nahoş izlenimler daha da bir artıyor insanın gözünde. Hani sınav sonuç kağıdı eline geçip de üzerindeki "Herhangi bir yere yerleştirilemediniz." türünden yazıyı okuyunca, kendine daha bir kızıyor... "Neden?" diye soruyor kendine insan, "Bilemediğim için mi buradayım?". Tam bir hayal kırıklığı anı o anda yaşanılan... Ufffff, bunlar niye geldi ki aklıma şimdi? Şarkı indirmekle sınava girmenin ne ilgisi var? Ve nasıl bir bağlantı bu ikisini bir arada tutabilir? Beynin insan oyunları... Kendimizin oyuncağı oluyoruz çoğu zaman, hiç de fark etmiyoruz. Böyle ufak ayrıntılar aklımızı başımıza getiriyor... "İyi ki başa gelecek aklımız var." diye sevinsek yeri midir?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Eski şarkılar... Kıymetlerini ilk duyduğumuz dönemde de biliyor muyduk, yoksa gittikçe daha yoz hale gelen müzik parçaları mı bize onları daha kıymetli gösterir oldu? Değerini ancak kaybettiğimizde anladığımız şeyler vardır denir ya, şimdi biz bu şarkıları kayıp mı etmiştik, yeniden mi keşfettik? İnsan kaybettiği bir şeyi bulduğunda onu keşfetmiş olur mu? Saçmalıyor muyum ne gene? Biri parmaklarımı durudursun, ha bire yazıyorum... Yazdıkalrımı kontrol edemiyorum mu ne?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İnsan aklı garip şey... İçinden neler geçtiğini bilmek mümkün değil... Aynı anda kaç şey birden düşünülebilir acaba? Saymaya denesek, başarabilir miydik? Neyi ne zaman ne kadar süreyle düşündüğümüzü bilseydik nasıl olurdu acaba? Garip bir işkence metodu geliştirdim... Düşünerek acı çekmek... Hahahahhaha...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sanırım son sağlam olan çivileri de söküldü aklımın... Beni bende tutabilecek ne kaldı ki içimde? Ben ne zaman ben oldum ayrıca?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Çözülemeyecek o kadar soru var ki... En iyisi hiç sormamak... Belki de dün eleştirdiğim şey konusunda yanılıyorum... Bize verilenle yetinsek mi acaba? Hangi filmdi o? Dur, aklıma gelecek şimdi... Tamam, hatırladım: "Gönül Yarası". Orada bir sahnede Meltem CUMBUL ile Şener ŞEN bir parkta oturuyorlar, Meltem CUMBUL sert bir çıkışta bulunuyor, emekli öğretmenin sözlerine. Kızı ona ne verilirse onunla yetinecektir, diyor. Öğretmen emeklisi şaşırıyor, ama diyecek sözü de yok... Belki de gerçekten hayat bize ne sunuyorsa onunla yetinmemiz gerekiyor, şartları değiştirmek elimizde olmadığına göre. Ya da tüm şartlar değiştirilemeyeceğine göre...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Neyse... Bitirmek lazım, yoksa bu gider sonsuza dek. Kontolü ele almam lazım, kendi kontolümü... Ne diyorum ben yahu?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-110713465274226779?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/110713465274226779/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=110713465274226779' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110713465274226779'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110713465274226779'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/01/mp3-indirmek.html' title='mp3 İndirmek'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-110704725942691278</id><published>2005-01-30T02:37:00.000+02:00</published><updated>2005-01-31T10:46:23.743+02:00</updated><title type='text'>atv Ana Haber</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Uzun zamandır oturup ana haber izlemiyordum. Bugün izledim de "İyi ki izlemiyormuşum." diye düşünmedim değil. Eskiden de atv Ana Haber Bülteni böyle miydi? Ben hatırlıyorum böyle değildi. Hani yine Allah'a şükür, Reha MUHTARlı Show Haber gibi olmadılar da yine de o eski ana haber ağırlığını kaybetti atv de. Bu yeni sezon nedense böyle. Garip sözde "magazin" haberleri haber kuşağının büyük kısmını kaplıyor. Hele hafta sonları haber bülteninde gerçekten haber değerinde bir şey izliyor muyuz, ben kuşkuluyum. Sanki 45 dakikalık bir eğlence programı var karşımızda. Konuk ağırlamalar filan bayağıdır arttı. Haberler artık sohbet havasında geçiyor. Mesela ben hatırlıyorum geçen aylarda Ali KIRCA almış karşısına Erman TOROĞLU'nu, hormonlu gıda tartışması yapıyor. Sanki haber bülteni değil de haber programı yapılıyor. Ya da daha da saçma ve gereksiz bulduğum bir haber günü şöyleydi: Beşiktaş taraftarı olduğunu söyleyen bir bayan var, almış yanına bebeğini, stüdyoda konuk. Şimdi bu nedir Allah aşkına? Haber mi? Güya stadyumlarda bayan sayısını artırarak fanatizmin önüne geçecekler, bunun için de haber bültenleri üzerlerine düşen görevi yerine getirmiş olacak, gündem yaratarak. Halbuki bunun ne derece etkili olduğunu, birkaç hafta sonra tribünde bir genç bıçaklanıp öldürüldüğünde olaya şahit olduğunu söyleyen bu adı geçen bayanın da orada olmasıyla gördük. Demek ki neymiş? Böyle habercilik anlayışıyla bir şeylerin önüne geçilemiyormuş. Yine de şükür mü etmeli acaba Sayın MUHTAR ekranlarda, üstelik de genel koordinatör ya da "anchorman", günümüzün popüler deyimiyle, değil diye? atv haber'i eskiden beğenerek izlerdim, doğru dürüst haber veriyor diye. Artık o da iyice cıvıttı. Haber konularından biri neydi biliyor musunuz? Semra Kaynana bir alış - veriş merkezinde imza günü düzenliyor... Memlekteimden insan manzaraları.... HAahhahahaah. Daha da komiği, ortada imzalanacak bir şey yok, imza istemeye gelen de... Sonra ne mi yapılıyor? Artık ne sıfatla oradayasa, bir görevli, alış - veriş merkezindeki çocukların eline bir poşet tutuşturuyor, "Al bunu, git imzalat." diye çocuğa veriyor, çocuk da öyle gidip imzalatıyor... Allah'ım ya sabır... Neyin imzasıdır bu şimdi? Ne sıfatla imzalanmaktadır? Bir gün o imzaların değerlenmesi söz konusu olabilir mi? Eğer değerlenecekse, poşetleri tutşturan görevli köşeyi döner mi? Neden mi köşe dönecek? Çünkü çocuklar imzalattıkları poşetleri de geri veriyorlar bu görevliye... Gülünç! Gülünç! Gülünç! Allah hepimizi ıslah etsin, nereye gidiyoruz böyle dört nala koşarak? Seviyesizliğin bile sınırı, bir alt seviyesi olması gerekmez mi? Birbirini öldüresiye döven CHP delegelerinin eline ne geçmiştir? Döktükleri kanlar onları sakinleştirmiş ve anlamsız kavgalarının istedikleri sonuçla bitmesine yetmiş midir? Atatürk mezarında CHP için ne düşünmektedir? İstanbul'a yağmur yağdığında sorumlusu kimdir su baskınlarının? Sorumluluk beldeiyeden Fen İşleri'ne, oradan İSKİ'ye, oradan bilmem hangi bürokratik daireye devredildiğinde vatandaşın çilesi ne derece azalmaktadır? İstanbul gibi dünya kenti olduğunu söylediğimiz bir yer, depremde yerle bir olduğunda ve yeniden inşa edilmesi gerektiğinde birileri sorumluluk sahibi olup önce altyapı kurmayı düşünebilecek midir? Yoksa depremden depreme ve her yağmurda sele dönen sokaklarıyla İstanbul'dan rezlet manzaraları göstermeye devam mı edecektir haberciler? Haberin ne zaman haber değeri taşıdığını öğrendik: Adam köpeği ısırdığındaymış. Peki Sezen AKSU'nun dudaklarını saklamaya çalışması, üstelik bunu bir hastalık nedeniyle olduğunu bile bile, haber midir? Bu işin etiği yok mudur? Televizyon izleyicileri kendilerine sunulanla yetinmek zorunda mıdır? Düşündüm de, belik televizyon izlemeyi bırakmak gerek... Gerilimden öte ne veriyor ki bu bana? Ben bu aleti evimin baş köşesine beni orada yayımcılık yapanlar sinir etsin diye koymadım ki! Yeter! İmdat! &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-110704725942691278?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/110704725942691278/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=110704725942691278' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110704725942691278'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110704725942691278'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/01/atv-ana-haber.html' title='atv Ana Haber'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-110695298113342168</id><published>2005-01-29T01:45:00.000+02:00</published><updated>2005-01-31T10:47:05.406+02:00</updated><title type='text'>Bir Sınav Günü</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Bugün sınav oldum. Aman ne heyecanlı! :P Nasıl geçti? Valla bilmiyorum... Aslında geçen seneki durumuma göre oldukça iyi sayılır. Yani bir dershane sınavı için iyi... Böyle demek daha doğru galiba. 130 civarı net... Gerçek TUS'ta aldığım kadar yani... Dershane sınavında bu kadar çıkıyorsa, gerçeğinde daha çok çıkar mı acaba? Aslında öyle olmalı... Biraz umut verici bir gelişme... Çalışmak işe yarıyor mu ne? Ben bile biraz daha güven kazandım kendime karşı bu sonuçla. Genelde eleştirirm acımasızca kendimi, hep bir yetersizlik duygusu olur ama... Bu sonuç gerçekten iyi bence. Eve gelince geçen seneki netlerime baktım... Gördüklerime ben bile güldüm aslına baklırsa... İlk deneme sınavında 90 net çıkarmışım... Hahahahhahah... Gülünür yani... Ama sevinilebilinir de aslında... Baksana 40 net daha fazla çıkarabiliyorum şimdi. Gerçekten iyi bence. Allah'ım rüyalarım gerçekleşebilir mi acaba? Biraz daha mı yaklaşıyorum hedefime? Değiyor mu ne bu kadar eziyete? Bugün güzel bir gün... :) Keşke hep böyle olsa... &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-110695298113342168?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/110695298113342168/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=110695298113342168' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110695298113342168'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110695298113342168'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/01/bir-snav-gn.html' title='Bir Sınav Günü'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-110686676136847956</id><published>2005-01-28T01:42:00.000+02:00</published><updated>2005-01-31T10:47:39.796+02:00</updated><title type='text'>Pediatri - Yenidoğan</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Bugün yoğun bir gündü. Dershanede Pediatri - Yenidoğan işledik. Hoca hızlı grup olduğumuz için adeta uçarak anlattı. Ben bu notları daha önce okuduğum halde hepsini garip bir şekilde ilk kez duyuyormuşum gibi hissettim. Hafıza neden bu kadar nankör acaba? Her şeyi unutuyorum da, en gereksiz saçmasapan esprileri, derste yapılanları kast ediyorum, nedense şıp diye hatırlıyorum. İnsan beyni garip bir organ valla. Öğrenmemek için programlanmış sanki. Öğreneyim diye çabaladıklarımı unutuyorum, orada öylesine söylenmiş bir sözü ya da yapılan bir hareketi nedense hiç unutmuyorum. Öğrenmeyi öğrenmek gerek... Bunu not alayım, bir şekilde öğrenme öğrenilmeli...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun dışında pek bir şey olmuyor zaten günümün içinde. Dershane - ev arasında bir hayatım var... Can sıkıntısı giderek artıyor. Sınav stresi mi bu acaba? 70 gün civarı kalmıştı galiba. Ne garip, değil mi, böyle bir hedef için uğraş dur hayatında? Garip... İnsanı insan yapan bu hedefleri mi ola ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Notlarda işaretlediğim yerlere dikkat etmeli... Onalar önemli! Unutma, kendine gel, işaretli yerler tekrar okunacak... Tekrar okunacak... Tekrar okunacak... TUS'ta en önemli şey bu tekrar... Kendimi papağan gibi hissetmeye başlamam anormal olmasa gerek... Hoca söylesin, sen tekrar et; soru çöz, sen tekrar et; nota bak, sonra tekrar et... Tekrar etmeyi tekrar etmek gerekir mi acep?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yenidoğana insanoğlu demeye şahit gerek... Her şeyleri farklı bunların yahu... Acaba Darwin'in evrim teorisinin devamının görüyoruz bu yaratıklarda? Yaratık dedim yalnız! Hahahahahha... Ne garip, sanki ben bir zamanlar yenidoğan değildim, kim kendisine yaratık der ki? Hahahahha...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canım sıkılıyor... Yarın, gerçi saat itibarıyla bugün oldu artık, deneme sınavım var... Deneyecekler bizi... Ne komik! Şu da bir başka komik nokta zaten, bu dershane sınavları öyle kazık oluyor ki, güya TUS için deneniyoruz bu sınavlarda ama aldığımızı neticeler hep daha bir hayal kırıklığı yaratacak cinsten... İnsanın kendine ait tüm güven duygusunu, o da eğer bir şekilde var olabildiyse tabii, alıp götürüyor. Düşük net sayıları, hiçbir yere girmeye yetmeyecek puanlar... Aslında ilkokul dördüncü sınıftan beri öyle kanıksadık ki bu sistemi, dershane sınavalarında aldığımız sonuçları pek de takmıyoruz. Yine de hani sınav sonucunu eline alıp bakınca insan, tabii sınavdan çıktığı andan beri bildiği gerçekle yüzleşince, ister istemez biraz garip oluyor. Hani böyle bir tatminsizlik duygusu, "Ben bu kadarlık biri miyim?" sorusu, böyle ağızda tatsız bir şey yemişsin de onun izleri kalmış gibi... Can sıkıcı işte, iç burkucu... Nasıl tarif edilir ki bu? Öğrenecek çok şey var yahu, konuşmak için bile öğrenmek gerekiyor... Okumalı, not alayım bunu da, sınav bir geçsin, oturup aldığım aldığım ama el süremediğim o romanları okumalı... Ufffffffffffff Allah'ım, yapacak ne çok işim var! Bazen düşünüyorum da neden bütün bu çaba? İnsan olmanın gerekliliği mi bu? Çözemedim... Çözemedim... Çözemedim... Bir gün çözebilir miyim acep?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, yeter, git yat diyor içimden bir ses... O kimin sesi sahi? Ben miyim? İçimde ben olmayan bir ben var sanki... Deliriyor muyum ne? &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-110686676136847956?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/110686676136847956/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=110686676136847956' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110686676136847956'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110686676136847956'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/01/pediatri-yenidoan.html' title='Pediatri - Yenidoğan'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-110678791619755342</id><published>2005-01-27T02:59:00.000+02:00</published><updated>2005-01-31T10:48:16.636+02:00</updated><title type='text'>Sıradan</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Selam,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gene sıradan bir gün... Dershaneye git gel, yeniden ders çalış, soru çöz... Sınava 70 gün kadar kaldı... Biraz daha sabretmek gerek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazacak bir şeyler bulmak ne zormuş... Kime yazdığını bilmeden özellikle... Birileri bunları okuyor mu acaba gerçekten? Okuyorsa ne düşünüyordur ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, canım sıkılıyor... Fazla vaktim de yok...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra devam ederim... &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-110678791619755342?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/110678791619755342/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=110678791619755342' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110678791619755342'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110678791619755342'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/01/sradan.html' title='Sıradan'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10193343.post-110589725733467207</id><published>2005-01-16T19:39:00.000+02:00</published><updated>2005-01-31T10:48:52.260+02:00</updated><title type='text'>İlk yazı :P</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Selam,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk yazımızı bir yazıp bakalım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl görüneceğini görelim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi bismillah :P &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10193343-110589725733467207?l=berkercem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://berkercem.blogspot.com/feeds/110589725733467207/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10193343&amp;postID=110589725733467207' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110589725733467207'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10193343/posts/default/110589725733467207'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://berkercem.blogspot.com/2005/01/ilk-yaz-p.html' title='İlk yazı :P'/><author><name>berkercem</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11662857299242366542</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='27' src='http://img61.exs.cx/img61/7972/artistlazur0200zb.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
